"amanın bu cd'yi alırken beni görmesinler" diye diye, Kabalcı'dan tüf tüf teyze Ebru Şallı'nın karın egzersizi CDsini aldımdı..
sol yanımda, elindeki kitabı kasiyere uzatan muhterem; şahitti, şahidimdi.. onunda aldığı kitap; Dukan diyetiydi.. ister istemez, baştan aşağı şöyle bir süzdüm, evet, şişmandı ve kocaman bir göbeği vardı, üstelik erkekti ve bir kitaptan medet umuyordu..
tıpkı benim bir cdden medet umduğum gibi..
başlamak için bişey gerekliydi; bu bazen bir kitap, bir cd veyahut bir iddia olabilirdi.
benim cd'yi almam üzerinden tam bir hafta geçti, yoğunluktan, arada bakamadım bile..
o kadar pis bi hafta idi..
bugün, ,kocaman bir günün müthiş bir yorgunluğu ardından, eve gelirken aldığım üç biranın verdiği mutlulukla eve geldim.şu an, aldığım yeni CD'yi izliyorum, buz gibi biramı yudumlayarak..
evet evet, bu karın sidisi çok süper bişey, sevdim ben..acayip..
p.s: hayatımın geçmiş zamanlarında, benim ve yahut öteki insanların, neyi doğru anladığı ve anlamadığı konusunda endişe etmeye başladım desem..amanın..
p.s2: 27 Haziran'a kadar vermem gereken bir dört kilo'm var, iddiaya girdik biz..
54 kg.den 50'ye düşcem inşallah..
küçük bir ayrıntı, bu iddanın akşamında, anne baba ziyarete geldi beni, ben anne yemekleriylen semirdim misler gibi, 5.günün sonunda tok karnına tartıda 56 yı gördüm, yok yalan olmasın 55.9 idim..bittim..
inanın bana, hiç gazım yoktu..
he he..
neyse, yarın ola hayrola..
p.s3: iddianın ucunda rakı-balık var, kazanmalı mı yoksa kaybetmeli mi, bilemedim..
siz ne dersiniz?
*:her durum, kendi içinde bi şekilde bi tezat barındırıyor ya, ben dahada başka bişi demiyorum..
misal, şimdi bile..
:)
bence de!
20120604
20120528
20120526
20120522
saklı
"Ben seni dolaba saklarım"
Sergüzeşt- Sami Paşazade Sezai
beni saklandığım dolaptan çıkardı ufaklık, başka birini saklamak için.
işime geldi..
hiç ses etmedim.
Sergüzeşt- Sami Paşazade Sezai
beni saklandığım dolaptan çıkardı ufaklık, başka birini saklamak için.
işime geldi..
hiç ses etmedim.
20120520
uzun zamandır böyle uzun yazmamıştım, farkettiniz mi?
21 aydır bu evde oturuyorum- demin üşenmeden ayları saydım- ve ilk kez içimden gelerek
mutfağı temizledim geçen gün..
Hayır hayır, pis biri değilim, arada annem geldi bi kaç kez
ve anne eli değmiş, ortalığı temizleyip, düzenleyip gitmişti..
O yüzden de benim bişileri yapmama gerek kalmıyordu, zaten
yapmadığım için annem geliyordu, onun yapacağını bildiğim için ben yapmıyordum,
benim yerime annem yapıyordu, benim içimden yapmak gelmiyordu, annem içimi herkesten çok
bildiğinden beni anlıyordu, benim yerime benim için yapıyordu..benim içim içimi
yiyordu, annem içimi rahatlatıyordu. bu da böyle bi döngü içindeydi. yaşanan
döngü belirli periyotlar içerisinde düzenliydi; periyotlar o kadar düzenli
olmasa da. Zaten düzenli olan, yaşamsal faliyetlerdi, zorundalıklardı, zorunda
olduğumuz ama zorunda kalmadan, zorunda bırakıldıklarımızdandı mesela mutfak
temizliği.
Temizlik imandandı.
Hem kim pis bir mutfağa sahip olmak isterdi ki..
Ben istemezdim, annem bunu bilirdi..
Neyse efenim, daha
önce bahsettim mi bilemiyorum, ki kesin bahsetmişimdir, hani şu yurtdışı
örtmenlik şeysi vardı ya, ahanda işte ondan, geçtiğimiz günlerde sözlü
mülakattan 63.75 notunu aldığımı öğrenince,
duruma çok üzülmedim, üzüldüm ama o kadar da değil. Asıl beni
ilgilendiren konu, sözlü mülakatta bu notu hele ki o buçuklu notu nasıl almış
olduğumdu..
asıl beni düşündüren, bana buçuklu puan mı verdikkleri kadar mı
tamdım, yoksa tam puan üzerinden neyimi
beğenmedilerdi de buçuklu puan kırdılardı, o kadar mı onlara göre eksiktim?
Neticede mülakattada deneyimlediğim üzere, onlar matematik öğretmeni
seçmiyorlardı, başka bir şey seçiyorlardı ve ben o başka bişey değildim, bunu
öğrendim.
Tüm bunlar beynimin kıvrımlarında kendilerine itinayla yer ederken, ben bu yılın sınavlarında aldığım
notlar itibarıyla kendimi başarısız bulmaktan ziyade o notlara kıçımla gülme
yılı ilan etmekteyim..zaten yapılabilecek başka bişey de yok. kazanamadık sınavları, hım hım hım modundayız.
Gerçi Anadolu liseleri sınavı için yüksek bi puan alsaydım
iyiydi ama en azından biraz daha hızlı olmam gerektiğini öğrendim, bu da
bişi..
Eee Anadolu liselerine sınav yaptılar örtmen alıcaz diye,
noldu, ben de dahil herkes 80 lira
bayıldı, sonra bu 4x4x4lük sistemi getirdiler, Anadolu liselerini filanda
kaldıracaklar önümüzdeki yıl itibarıyla, geçer not alanlar ne olacak belli
değil..
ben böyle eğitim sisteminin ve o sistemi koyucuların ınının ınının
ınının…
Neyse efenim, yine gelelim banaaa.
Tek üzüntüm, “yine” gidemiyor olmam.
Yıkıldım mı, hayır hala ayaktayım..
o kadar da değil cicim..
Benim için hep bi başka plan vardı, budur beni tökezlesem de
ayakta tutan.
Hep bir umut vardır ya, benim de varDI.
O da patladı.
Şaka gibi..
Ya gülmeyin yaaa..
Bakın ben gülüyor muyum? :)
kalan tek tesellim, ilçeler arası tayin idi.. bi kaç hafta
öncesinde ilçeler arasındaki tayin isteme süresini de 2 yıldan 3 yıla
çıkardılar mı?
Çıkardılar azizim,
çıkardılar..
Bu seçenek de yok olduktan sonra, bende bir kabullenme
aydınlığı içerisinde, mutfağa girdim, temizlik yaptım, tee 21 aydan sonra..
İşte tüm temizliğin nedeni budur, bunlardır.
Artık buradayım, önümüzdeki bir yıl boyunca daha..
“Kabullenmek erdemdir” sözünü benimseyerek, kendimizi
üzüntüye vermeyerek, ee madem buradayım, bende şu almayı istediğim ama sürekli bi
gitme durumu içerisinde, nereye gideceğim belli olmadığından, “almamalıyım”
diyerek, varlığını beynimin bi köşesinde tuttuğum velespit fikrini gündeme
getiriverdim..
Almadığım velespitimin adını bile koydum, DRAGON. Rengi ya
kırmızı olacak ya da siyah, gönlüm siyahtan yana.. rengine göre önüne renk sıfatını
da alacak.
Yine de ilk aşk, görülme, vurulma kısmısında rengi de değişebilir. Esneğiz bu
hususta.
İşte bu sıralar, yarın öbür gün, detaylı araştırmasına başlayıpta neymiş, hangi markaymış, hangisi en
süpermiş, kaç paraymış diyerekten, alacağım bisikletin varlığından önce,
düşüncesi beni acayip mutlu ediyor..
Çocuklar gibi şenim, a benim benden komik Şener Şen’im..
İyi di mi?
Ha bu arada ,mutfaktan sonra öteki odalar da nasibini aldı, “amaaan
nasolsa taşınırken atarım” dediğim oraya buraya koyduğum ıvır zıvırlar, itinayla atıldı.
İnsan farkında olmadan ne kadar çok şey biriktiriyor kuzum..
aldığın her çerçöpün bi hatırası, bi anımsattığı, bi adını koyamadığı bi bişeysi
var..
anıları olanlar kutulandı.. bi sonraki eve yerleşirken
açılmak ve hatırlanmak üzere..
ups. Bi sonra ki ev mi dedim ben?
:ppp
20120519
bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye…
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın, ucundan tutarak…
Can Yücel
p.s: dün okulda 19 Mayıs anma programında okunan bir şiirdi yukardaki..
aldı götürdü beni tee düşünceler alemine, okunma süresince..
hım hım hım dedim.
şiir bi adamdan ziyade ev-imle ilgiliydi, üşenmezsem bugün, üşenirsem yarın öbür gün bi yazı yazarım..
anlatacak o kadar çok birikti ki be şeker, inanamazsın..
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye…
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın, ucundan tutarak…
Can Yücel
p.s: dün okulda 19 Mayıs anma programında okunan bir şiirdi yukardaki..
aldı götürdü beni tee düşünceler alemine, okunma süresince..
hım hım hım dedim.
şiir bi adamdan ziyade ev-imle ilgiliydi, üşenmezsem bugün, üşenirsem yarın öbür gün bi yazı yazarım..
anlatacak o kadar çok birikti ki be şeker, inanamazsın..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)