20100121

yine yeşillendi fındık dalları, tarafımdan budaklandı..

Ee yapcak iş yok tabe...
Saatlerdir nette geziniyorum.
Demin bi ara deniz manzaralı evimin camından bakarken, yağmur altında spor niyetine koşan birini gördüm, çok kıskandım.
Bende evdeki boş bira şişelerini toplayıp, markete gitmek suretiyle ıslandım...
Muradıma erdim.


İst.da yapmak istediğim o kadar çok şey var ki, unutmayayım diye liste bile yaptım.
O kadar çok ki istekler, o sınırlı sayıdaki güne  sığmayacak gibi duruyor.
Listenin fotosunu koyarım bi ara...
Görmemişler gibi, herşeye saldırasım, herşeyi yapasım var.
Ee dile kolay, yaklaşık üç aydır adapte olma sürecinde, mazbut bir hayat yaşıyorum.
Ne kadar kükresem azdır.
Ki Rize’nin imkanları da belli.
Üç boyutlu sineması bile yok....
Hııhhh...

Şaka bi tarafa, Rize güzel bi şehir...
Yaşaneybıl...
Bi de ben beklentilerimi küçük tuttuğumdan hiç hayal kırıklığına uğramadım şahsen...
Beklenti derken hani, İstanbul derya deniz, Rize sadece deniz...:)

Geçenlerde bi konuşma üzerine “sen böyle değildin, benim tanıdığım Mathy plan program yapmaz” demişti bana bi sevdiğim insan...
Bende “alla alla” diye düşündümdü...
Sonra bana böyle diyen insanın beni tanımadığına karar verdim, ona da gerekli açıklamayı yaparak...ki o beni çok iyi tanıyor aslında.
Benim herşeyim planlı ve programlıdır...
Hep bi yapılacaklar listem vardır, bi de yapmak istediklerimin listesi...
Eskiden o listelerde başarılı olamayınca acayip dumur oluyodum, kendimi ve etrafımı mutsuz ediyordum..
Şimdilerde, zamanla geçti bu onu rahatlıkla söyleyebilirim, listeleri olabildiğince “zaman” açısından esnek tutup gerçekleştirmeye çalışıyorum...
A planı olmadı mı, geçelim B planına, haa o da mı olmayacak gibi geçelim C planına...
Hepsi birbiriyle ilintili, girintili, bağlantılı...
Ama hep bi plan var, boşluğa düşmemek için...
İçimde öyle bir heves varki “aa buda olsun, o da olsun, şu da olsun” gibi maymun iştahlılıkla herşeye saldırdığım için, yaptığım listeler beni frenliyor.
Bunu farkettim.
Yoksa bitmek tükenmez bu açlıkla dallanıp budaklanıyorum, dağılıyorum...
Çok önceleri bi arkadaşım,  bana işi hakkında “biraz şunu biliyorum, biraz bunu biliyorum” demişti...lafın lafı açtığı bi muhabbetten sonra.
Çokk sonraları kendi tecrübelerimden aslında o arkadaşımın hiç bişey bilmediğini öğrendim...
Bişeyi yarım bilmek, o şeyi tam bilmemektir...
On parmağımda yirmi marifet var benim. Ama hepsi yarım yamalak...
Hangi konuda uzmansın deseler, cevabım hiçbiri...
Bununda farkındayım.
Orta yaş bunalımına mı girdim bilmiyorum ama kendim ve ben olduklarım ve  yapabildiklerimi, gerçekten yapabildiklerimi sorgular oldum son zamanlarda...
Geçen eğitim bilimlerinde ders çalışırken, öyle bi söylem geçiyodu, “orta yaş ve kendini sorgulamak”  gibisinden.

Ayhhh, bu yazı nereye varacak bilemedim, sıkıldım şimdi.
yazarım belkim sonra...

Kaldı, 1...

7 birbirinden muhterem şahıs bende bişi dicem dedi:

No More Virgilius dedi ki...

kerata yeğenimin dediği gibi:

"bir gün mü kaldı? yatçaz, kalkçaz, bir gün geççek yani"

Mathy dedi ki...

adı ne yeğeninin, Fırat mı yoksam? :P

No More Virgilius dedi ki...

yusuf.

yeğen telepatisi olsa gerek:)

Gadno Kopele dedi ki...

iyi eğlenceler istanbulda iyi yolculuklar.

Mathy dedi ki...

sevgili No More Virgilius; bugün ikinci kez "yatcaz kalkcaz" olayını yaşadım,hemen aklıma sen geldin...

Sevgili Gadno Kopele; teşkür...

No More Virgilius dedi ki...

istanbulda hava berbat ötesi.
burda yatıp da kalkmak istemeyebilir canın :)

Mathy dedi ki...

bi şarkıcı vardı, selami bişey, soyadını unuttum; özlediiimmm kokusunu vs.vs... şarkının gerisinide unuttum...:P