bugün 10.sınıf öğrencime 3 basamaklı bir sayıyı 3 basamaklı diğer bir sayıyla çarpmayı öğrettim. sonrasında birde virgüllü çarpmayı öğrettim.
yazılıda sorduğum bu iki sayıyı yapamamıştı çünkü.
girdiğim sosyal sınıfı okuldaki diğer bölümülerin posasının posası, hiç bir yere notu tutmayan öğrenciler doğrudan sosyal sınıfa yönlendiriliyorlar.
geçmiş zamanlardaki isyanım üzerine tamam bu çocuklar sayısalda iyi değiller, sözelleri iyidir diye kendimi avuturken, sonradan öğrendiğim kadarıyla sözelde de kötüler.
müdire hanım, ygs sınavında bir soru bile yapsalar kardır mantığıyla seçmeli matematik dersini zorunlu hale getirince, onların dersine giren ben ve onlar karşılıklı acı çekmekteyiz.
yaptığım suyunun suyu sorularla en yüksek not 33 olunca, kendimi başta kötü hissetmiş, sonrasında yukarda sorduğum iki kurtarma sorusu ve iyice suyu çıkmış sorularla yazılıyı tekrar etmiştim.
o iki basit çarpma sorusunda bile sınıfın üçte biri yanlış yapınca asıl sorunun bende olmadığı anlamıştım.
asıl sorun çocuklarda da değildi.
asıl sorun kokuşmuş eğitim sistemindeydi.
bugün o sınıfta bir ders işledim, işleyebildim çünkü akılları benden sonraki arka arkaya olan iki farklı sınavlardaydı.
ders çalışmaları için izin verdim.
öğretmen masamdanda sınıfı izledim.
ders esnasında verilen bu tür müsamahalar çocukları tanımak için çok faydalı. kaldı ki ben onların dersine 2 aydır giriyorum ki bugün artık 29 öğrencinin ismini ezbere biliyorum diyebiliyorum.(isimlerini bilmem onları tanıdığım anlamına gelmiyor tabi.)
çocuklarla konuşurken onlara isimleriyle hitap etmeyi seviyorum, kızdırdıklarında da aynı şey geçerli. :)
geçen günlerde öğrencilerimden biri "hocam sakız ister misiniz" diye aromalı bi sakız uzattı, "yok istemem, saol" dedim, ardındanda "neli o" diye sordum.
"bilmemneli, karpuzluda var" dedi öbür paketi uzatarak. "yok teşekkür ederim, ben aromalı sakız sevmiyorum" dedim, "sadece naneli sakız çiğniyorum" diye ekledim. yine teşekkür ettimdi.
bugün yine aynı çocuk "hocam sakız istermisiniz" dedi, "sağol" dedim ama kapağı açılmış paketi görünce yine "neli o" diye sormadan edemedim, "naneli" dedi."alırım o zaman" dedim aldım. "teşekkür ettim". "bende zaten sizin için naneli almıştım" dedi ve yerine gitti.
o gün ona sarfettiğim bana göre sıradan bişeyi, günler sonrasında onun tarafından dikkate alınarak bugün önemsediğini farketmem kendimi bi tuhaf hissettirdi.
en arkadan -81 özge-" hocam size bişey sorcam ama kızmıcaksınız tamam mı" şeklindeki bir cümle sonrasında "bana soracağın soruya bağlı" dedim, "siz cep telefonu görünce alıyorsunuz değil mi" dedi, "evet" dedim bende. "tamam anladım ben" diye, sıranın altında bişeyler yapmaya devam etti.(daha önce cep telefonu tarafımdan idareye verilmişti). bende yaptığı şeyi görmemezlikten geldim.hem fiili olarak bişeyde görmedimdi.
bazen çocuklar üzerinde otorite kuramadığımdan yakınıyorum ama bu gibi ve buna benzer durumlardada kurduğumu farkediyorum...
oyunun kurallarını baştan koyunca, başta birkaç ihlal oluyor, karşılıklı kapışıyoruz ama sonrasında karşılıklı süper geçiniyoruz...
bikaç öğrencide karne notlarını hesaplamaya girişti gözümün önünde, bana matematiklerinin kaç geleceklerini sordular, "herşey sizin 2.sınavda ne yapacağınıza bağlı, hem notu ben vermiyorum, siz alıyorsunuz" dedim. dedim ama aslında herşey onlardan ziyade bana bağlı...çünkü onların neyi yapıp neyi yapamayacaklarını iyi biliyorum.
"yine çarpma soracak mısınız" dedi biri, "bilmem, daha sorularınızı hazırlamadım, bakarsın bu sefer bölme sorarım"dedim, gülümsedim.
seneye matematik görmeyecekler.
kalıp kalmamaları bana bağlı.
öğretim açısından çoğu benim açımdan matematik adına kayıp vaka olsada eğitim açısından öğrenebiliyorlar.hepsi pırıl pırıl, arıza çıkardığı yönler olsa dahi. yarın öbür gün hayattan bir sürü tekme yiyecekler zaten.
düşündümde, allah olmak zor bişey olsa gerek...
20100527
20100526
düş'ündümde
"yanlış kararlar alarak yanlış seçimler yapmak, yanlış kararlar olarak doğru seçimler yapmaktan daha olası."
sabah sabah, kafamda bu cümle ile uyandım.
hayır olsun.
habide bisiklete biniyodum.
sabah sabah, kafamda bu cümle ile uyandım.
hayır olsun.
habide bisiklete biniyodum.
20100524
farkediş
geçen gün, çektiğim otobüs-saat eziyetini bi arkadaşıma, kendimi acındırarak anlatırken aldığım "kendin kaşınıyosun, kendin istedin" cümlesinden sonra "hımmm" dedim, sustum.
karşımdaki beni anlamamıştı fakat doğru söylemişti.
hakketten kendim kaşındım...
kendi düşen ağlamaz...
ama yinede çooook yorgunum...
karşımdaki beni anlamamıştı fakat doğru söylemişti.
hakketten kendim kaşındım...
kendi düşen ağlamaz...
ama yinede çooook yorgunum...
20100523
isyan
günün, iyimser şartlarda 3 saatini, kötümser şartlarda 4 saatini otobüste-lerde geçiriyorum.
oturacak yer bulabilirsen çok şukela, bulamazsan pek fena...
akşamları 9 dedin mi pilimin bitmesini daha iyi anlayabiliyorum artık.
evde kanepede yatmak, son zamanlarda tek sosyal aktivitem.
tez zamanda bitmesi dileğiylen...
yinede moralim yollarda geçirdiğim süreyi düşününce çok bozuluyor.
yazık yaw, ömür dediğin şey bu zamanda böyle geçiyor.
oturacak yer bulabilirsen çok şukela, bulamazsan pek fena...
akşamları 9 dedin mi pilimin bitmesini daha iyi anlayabiliyorum artık.
evde kanepede yatmak, son zamanlarda tek sosyal aktivitem.
tez zamanda bitmesi dileğiylen...
yinede moralim yollarda geçirdiğim süreyi düşününce çok bozuluyor.
yazık yaw, ömür dediğin şey bu zamanda böyle geçiyor.
20100515
şarkılar bazen can yakar
geçen hafta, redd'in babylon'daki softcore konserine gittik kardeşle...
kavga kıyamet öncesi...sonrasıda küskünlük..
neyse.
farkettim ki rizeden geldiğimden beri bırak ipodda müzik dinlemeyi, redd bile dinlememişim ben...
şarkı sözlerini duyunca, içim cız etti.yaşadığım "bi" dönem ve "şey"leri anımsayıverdim...
konsepte uygun olarak fotoğraflarla kendilerini anlattılar şarkı aralarında...2005ten bugüne...
ilk albümlerinin "al bak sen bunları çok seversin" diye hediye edilişiyle başlayan redd sürecimi değerlendirdim bende, kendi kafamdaki fotoğraflarla..
vay bee! dedim kendi kendime...
konser güzeldi ama ben hiç eğlenemedim...
kavga kıyamet öncesi...sonrasıda küskünlük..
neyse.
farkettim ki rizeden geldiğimden beri bırak ipodda müzik dinlemeyi, redd bile dinlememişim ben...
şarkı sözlerini duyunca, içim cız etti.yaşadığım "bi" dönem ve "şey"leri anımsayıverdim...
konsepte uygun olarak fotoğraflarla kendilerini anlattılar şarkı aralarında...2005ten bugüne...
ilk albümlerinin "al bak sen bunları çok seversin" diye hediye edilişiyle başlayan redd sürecimi değerlendirdim bende, kendi kafamdaki fotoğraflarla..
vay bee! dedim kendi kendime...
konser güzeldi ama ben hiç eğlenemedim...
20100510
seyahat
Rize'den geldim geleli şehirdışına çıkmadım-çıkamadım...
Bursa'ya gitmem gerekiyor-bu zorundalığı kendim yaratıyorum.
babamı özledim.
Bursa'ya gitmem gerekiyor ama Edirne'ye gidesim var.
Yarın Bursa'ya gitmezsem, sittin sene, bilemedin Temmuz'a kadar Bursa'ya gidemicem.
o kadar doluyum...
bilet almalı.
Bursa'ya gitmem gerekiyor-bu zorundalığı kendim yaratıyorum.
babamı özledim.
Bursa'ya gitmem gerekiyor ama Edirne'ye gidesim var.
Yarın Bursa'ya gitmezsem, sittin sene, bilemedin Temmuz'a kadar Bursa'ya gidemicem.
o kadar doluyum...
bilet almalı.
amanın
Rize'den geldim geleli, ipodumda müzik dinlemedim ben.
bugün artık dinleyebilirmişim gibi geliyor...
ipodum nerdeki, şarjı bitmiştir dura dura...
kesin.
normale dönüyorum.
aslında "hıımmmm, nedir ki normal!!!"
bugün artık dinleyebilirmişim gibi geliyor...
ipodum nerdeki, şarjı bitmiştir dura dura...
kesin.
normale dönüyorum.
aslında "hıımmmm, nedir ki normal!!!"
20100509
rüzgar gülü rüzgar gülü, hiç beni düşündün mü?
üç saatlik öğlen uykusunun ardından, salonda oturmuş morrissey dinliyorum, you have killed me diyor, balkonda rüzgargülü -balık pulları gibi olanından- birbirine çarpıp duruyorlar, arada perde şaha kalkıp kalkıp iniyor, biliyorum, cereyanda oturuyorum, pencelerelerden birini kapamam gerek ama heyhat, çok üşengecim an itibarıyla. üzerimdeki bir uykusersemliği ki sorma.kahve içmeliyim.iyi gelir sanki.üstelik karnımda acıkmış.
günlerdir üzerimde taşıdığım olumsuz ve negatif enerji-m-den kurtulmalıyım.
farkındayım.
ama önce şu koca üşengeç götümü kanepeden kaldırıp, ortalığı süpürmeliyim.
günlerdir üzerimde taşıdığım olumsuz ve negatif enerji-m-den kurtulmalıyım.
farkındayım.
ama önce şu koca üşengeç götümü kanepeden kaldırıp, ortalığı süpürmeliyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)