20100930

Dolu dolu geçen bir günün sonrasında, annemin, alındıktan sonra “rengi çok güzel” diye diye vurguladığı kırmızı sürahi altına sıkıştırılmış notta;
“Şeftali soydum buzdolabında soğuk yeme
Öptüm bitanem kendine iyi bak
Seni seviyorum”

Yazıyordu.
Cümle sonlarında hiçbir noktalama işareti yoktu ve  her yeni cümle satır başında, yeniden başlıyodu..

Ağlamamak için kendimi zor tuttum.

p.s: bir elim notta, bir elim masa üstünde (destek aldım). bu sahneler sadece filmlerde olmuyo, test ettim onayladım... 

20100920

can baba ne güzel demiş, "olsun istersin" deyu deyu..poffff...

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş
ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir ; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

20100917

murathan mungan, üç aynalı kırk oda..

"Doğma büyüme Teksaslı Alice Star, puslu bir sonbahar sabahı evinden kaçıp bu boğucu taşra kasabasını büyük kentlere bağlayan anayollardan birine çıktığında, bütün yaz sıcaklarının, bütün sinek ve vantilatör vızıltılarının geri dönmemecesine ardında kaldığından emindi artık. Evden kaçmaları hanidir ciddiyetini yitirmiş, can sıkıcı bir tekdüzelikte yinelenen anlamsız bir oyuna dönüşmüştü. Her seferinde "günün koşullarına" ve "hayatın şartlarına" yenik düşüyor ve yine her seferinde, en azından son üç gündür ağzına lokma koymamış bir halde gerisin geri evin yolunu tutmak zorunda kalıyordu. Bu yüzden yaptıkları, başkalarının gözünde bir yeniyetme şımarıklığından başka bir anlam taşımıyordu epeydir. Eyleminin gerçekliğine bu kez olsun inandırmak için, sonuna kadar gitmekten başka yolu yoktu. O son da, o yol da önündeydi şimdi. Biraz daha cesaret istiyordu, hepsi bu."

sf. 11
murathan mungan, üç aynalı kırk oda..

20100916

bi taraflarım şişmezse iyidir

hava boşluğunu, apartmanı ve evimi anne eli değmiş gibi, kıymalı pirinçli yeşil biber dolması kokusuyla dolduran eey şerefsiz ve aynı zamanda muhterem kadın!
lafım sana;
o pişirdiğin dolmadan canım çok ama çok çekti bilesin!

20100913

durum kritik

içsesler birbirine karışıyor...

işin kötüsü herşey acayip netleşiyor...

ne fena...

p.s: fena olmayan bi durum isterdim, ben şahsen kendi adıma.

20100910

bir tereddütün romanı Mathy'nin romansı

Kitabı okurken ve okuduktan sonra, kendi hayatıma dair aldığım ve almayı düşündüğüm karardan ötürü bir tereddütüm kalmamıştı artık...

Ne de olsa iki kişilik bir hayatı, ben hep tek başına yaşıyordum...

20100909

draft'tan

"koşullar ne olursa olsun, onlara nasıl davranacağımızı biz belirleriz."


p.s: vakti zamanında bir yerlerde okuyup ya da duyup, kardesh'in duvarına asmıştım küçük bi kağıt parçasına yazıp.
dün buraya gelince bi kez daha gözgöze geldik o kağıt parçasıyla..
içime işledi yazdıklarım.

üstüne, ben de tuvalete gidip işedim.
rahatladım.

20100905

okul güncesi

26 ağustos itibarıyla yeni eğitim sezonunu açmış bulunuyoruz.
yaşasın...

rize'den buraya geri dönerken "yaşasın düz lise" diye yazdığım okul, bu yıl meslek lisesine çevrildi nimet abla tarafından.

okulun profili o kadar kötü ki, insanlar iyi ki meslek lisesi oldu diye seviniyorlar. o derece yani.

bilişim ve kimya üzerine eğitim vercek bi sonraki sene, bu benim için daha iyi...sayısallar en azından.

ekimde ya da kasımda yapılacak sözde anadolu liseleri sınavlarının bundan sonra artık hiç yapılmayacağını öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı.

yine nimet abla ve yaverleri sayesinde anadolu lisesine çevrilen okullara artık sınavla öğretmen alınmayacağını öğrendiğimde yıkıldım, beklenti içinde olmak pek fena bişey.
o beklentide kendine çok güvenmek çok daha fena bişey.
anadolu liselerine tayinler hizmet puanıyla olacağından, benim iyi bir okula gitmem sittin seneyi bulacağından, durumu kabullenmekte fayda görüp, evi okula yakın taraflara taşımakta fayda gördüm.

bu benim bu yıl içerisinde 3. taşınışım, 4.yerleştiğim evim.

haa bunun yanında hayatımda çok büyük radikal kararlar da aldım ama onlar şu an paylaşmak istediğim mevzulardan değil.
ama acayip bi geçiş dönemindeyim ki anlatamam.

okuldaki hatunlar çok şekerler, iyiler ve bi o kadar da anaçlar ki, ne yapacağımı bilmiyorum.

en mutlu olduğum şeylerden biride aramızdaki üç günlük merabaya nazaran "meraba güzel gülümseyen bayan, şeker bayan, mutlu bayan" şeklinde hitap eden,ağzımın içine kadar girmeye yeltenen ve benim her seferinde ağzının ortasına yumruk çakmak istediğim coğrafya öğretmeni başka okula gitmiş acayip sevindim.
bi de 2 ve 4 yaşındaki kızını analarına postalamak suretiyle boşanmış, havada karada uçan, yürüyen, sürünen her dişi canlıya yazan bi başka cibilliyetsiz hoca vardı ki, ilk günlerde bana da yazdıydı, onunda tayini çıkmış, gitmiş, çok mutluyum.
iki pislikten kurtulduk-m.

antalya'dan tayin olan, yeni evlenmiş, gül bostan gülistan benzeri bi isme sahip bir arkadaşım geldi okula, süper anlaşıyoz, geyik yapıyoz, eğleniyoz, kız antalyalı ya az biraz toprak çekiyo.
müdür tarafından kura çekildi, kurada sadece ikimiz vardık, en yeni gelenler olaraktan, bundan sonraki kurulda-kurullarda yazıcıyız, sağdan soldan.
"yaz kızım kereviz aygazla yemekler çok leziz."

bayram sonrası okullar açılana kadar olan sürede ben yine tatilim ya çok mutluyum, demin kaş'a gidiş dönüş uçak biletlerimi aldım ya daha da mutluyum an itibarıyla.
dalcam ben gene.
yaşasın.

yazcam ben gene sonra.

şu şarkıda benim için geliyo...
dün radyo eksen'de dinledimdi, pek bi manalı geldiydi.

20100903

olan biten

bır bırda bır bır, bır bırda bır bır.
mırıl mırıl mır mır da mır mır..


ya işte, işte böyle..