20101031

eğer ki

korktuğum şey başıma gelirse, korkmaktan* ziyade, düşündüğüm şey başıma gelirse, ki bunu zaman gösterecek, yemin ediyorum, mezardan ebesini çıkarır, onunla da  yetinmez sülalesini sikerim.
açık ve net, böyle biline...
bu kadar netim...
okuyanlar şahidim olsun.


p.s:  zaman bütün yaraları iyileştirirmiş.
benim yaramı iyileştirirken, kimin bi taraflarında yara açar bilemem.


p.s*: benim hiç birşeyden korkum yok.
insan**dediğin bişeylerden korkmalı..


p.s **:an itibarıyla insan değilim.

20101027

özlü söz düşünmeli söz


"Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir."
Franz Kafka



p.s: kendimce o noktanın ne olduğunu belirlemeye çalışıyorum, hala..
geriye dönmek eylemi tek başına yapılan birşey değilmiş birde, bunu farkettim.

kendimi görücüye çıkarmaya karar verdim.

etrafınızda, arkadaş çevrenizde yaşı yaşıma, boyu boyuma, huyu huyuma benzer;
benim erkek versiyonum olan biri varsa tez zamandan bizi baş göz edin.
yoksa ben dayanamıcam, yürüyen duygusal enkaz gibi yaşamaya.


p.s: ciddiyim.
bu süreçte bana ilaç gibi gelecek biri lazım.
hemde hemen.

20101022

empas kumpas paspas

akşam başlangıç seviyesi briç kursumun son dersine katılacağım.

kafa isteyen, acayip strateji gerektiren, eşli, keyifli bir oyun..

lakin,
pratik yapmak adına masa başında saatlerce  oyun oynamam gerektiğini ben hiç hesaba katmamıştım..
ders çalışır gibi sürekli oyun oynayıp pratik yapmak gerekiyor-muş..
o dediğin ananas, o da bana şu sıralar hiç uymas.
hatta 10-20 sene hiç uymaz.


her türlü kağıt oyununu bilir oynar, üç beş elden sonra hevesimi alırım.
masa başında saatlerce oturamam, sıkılgan bi bünyem var zira.
bu anlamda uzun soluklu bir kağıt oyunu bana göre değil.


geçtiğimiz şu süreçte, çok merak ettiğim briç oyununun nasıl bişey olduğunu öğrendim.
merakımı giderdim.
artık yeni ufuklara yelken açabilirim...

yelken kursu da kulağa fena gelmiyor hani..


 içses: ama lütfen mathy dikkat ette, bu seferki uzun soluklu bişey olsun.
 mathy içses: tamam, zaten yan flüt daha keyifli.hem onun için sürekli oturman gerekmiyor. he he.
içses: gıcıksın, biliyon di mi?
mathy içses: her daim..:)

20101017

olsun demekte zor artık!


Pilli Bebek "Olsun" [Music Video] from DIGIMIND on Vimeo.

enee, Fırat 2'yi almayı ben nasılda unutmuşum!

erken kalkan erken yol alırmış..
birde dal sarkar kartal kalkar, kartal kalkar dal sarkarmış.

sabah zorunlu olarak uyandırılmanın güzel bir tarafı da yapmam gereken işleri erkenden bitirmek oldu.
sevgili kuzucuklarıma; 9 lara, 10lara, 11 lere 30-35er soruluk çalışma sorularını hazırladım.
29 ekim öncesi 1.yazılılarını yapacağımdır.

dışarıda hava pek güzel fekat, maraton yüzünden kapanan yollar yüzünden, dışarı çıkmak için vaktin biraz daha geçmesini beklemekteyim.

İstanbul Modern'e gitcem birazdan, Manga sergisinin son günüymüş, Pera'dakini kaçırdım bari bunu kaçırmayayım.
(pera'da Manga çizim Atölyesine katıldımdı, benim mangalar götüm gibi oldu tabe, diğerlerininkinin yanında.
olsun, çok keyifliydi ama.eserimi itinayla saklıyorum. )

sonra, Çağan Irmak'ın yeni filmi Prensesin Uykusu'nun soundtracki çıkmış, onu alayım, sevdiğim adam sesigillerden Redd yaptı albumü.bakalım napmışlar, ne etmişler?

sonraa, zırt pırt orda burda alakasızca karşıma çıkan Yekta Kopan'ın "Birde baktım yoksun" kitabını alacağım, bu zamana kadar almadımdı, alayımda karma rahatlasın bari.



bugün 21günlük reiki detoxumun birinci haftasını tamamladım, bu süre boyunca ağzıma bir damla alkol ve bir parça et koymadım..
açım perişanımm..
şaka şaka, geçen haftaki zeytinyağlılar daa yeni bitti.
gösterdiğim direnç karşısında kendime hayret etmekteyim.
dün asmalımescit'te rakı sofrasında bile eşlik etmedim ya, vaayy derim ben bana..içim gitti ayrı..

yalnız o değilde, dolap kapağını her açışta bana bakan kardesh Milleri aklımı çelmiyor değil hani, tez elden kardesh tüketmeli onu.. evet evet, hemen yoketmeli.


p.s: evet, o rakı masasında rakı içmeyip soda içen mal benim.

p.s.2: dün Tansaş'ta Fırat 2'ye denk geldim, hemen aldım. ben onu almayı nasılda unuttum akıl sır erdiremedim kendime..
benim Gülbağ Profilo Tansaş'ta ne işim var o da cabası.

20101013

o his

eskiden öğle uykusuna yattığımda, sonrasında uyandığımda, özellikle annem tarafından uyandırıldığımda, uyandığım zamanın gece mi gündüz mü farkına varamaz,  kendimi okula gidecekmiş gibi hissederdim.
garip bi duygudu, ara ara yaşadığım, her zaman olmayan.

bugün öğle uykusuna yattım, o kadar da yorgun olmamama rağmen, mışıl mışıl uyudum-uyumuşum, uyandığımda-ayılmaya çalışırken, kendimce yatakta  miskinlik yaparken aklıma "o his" geldi, ne zamandır yaşamadığım. bugünde yaşamadım..
aslına bakarsanız, epeydir yaşamadım..


p.s: yaşımın ilerlediğinin göstergesi olabiler mi bu acaba?
gerçi iş itibarıyla hergünde okula gidiyorum ama.
bu başka.


p.s: "hergün okula gidiyor olmak "psikolojisi nasıl bişeydir ya!emekli oluncaya kadar kurtulamıcam.

20101012

bugün

uzmanlar boşuna demiyor, aç karnına market alışverişine gitmeyin diye.
güya evde süt bitti diye sadece süt almak için markete girdim, yine bisürü şey aldım, çikolatasından ıvırına zıvırına..
allahım yereppim adam olmıcam ben..

kuaföre gitmeyi hiç sevmiyorum..
oldum olası da sevmemişimdir.
gittim saçlarımı kestirdim öğleüzeri, "fön çekme, süsleme, eve gidince duş alcam, kurut yeter sadece" dedim adama, rahat durmadı, kendince bişiler yaptı, düzleştiriciyle kıvırdı etti falan filan.
aletle saçıma her dokunduğunda saçımdan dumanlar çıkınca "layyn" diye kükreyesim geldi, neyse ki kısa sürdü.
millet hergün o aletle saçlarını yapınca nasılda zarar görüyor, o canım saçlar...
allahım yereppim yazık yaa..
garip şekillendirilmiş saç modelimle ara sokaklardan evime döndüm, ayna karşısında kendime şöyle bir bakıp duşa girdim.

p.s: ben adama dedimdi, uğraşma boşuna diye..
dinlemedi.

20101010

yaşam enerjisi dediğin

Reiki eğitimi öncesinde insanın yaşam enerjisini ölçüyorlar. Benimki 20 üzerinden  1 çıktı.
20, özetle ermiş bi insanın yaşam enerjisi anladığım kadarıyla, bizim masterin 12-14 civarındaymış.
Benim yaşam enerjimin 1 olduğunu düşünürsek, evet, yaşayan bir zombiyim ben..
Amanın..


p.s. robin williams’ın bi filmi vardı, hatırladığım kadarıyla, çocuklarının ölümüne dayanamayan karısı intihar ediyordu, intihar edenlerde öte tarafta ayrı biyere gidiyordu, bu karısını beri tarafa geçirmeye uğraşıyodu, aşk meşk vardı, beri tarafta çok güzel renkler vardı, kadının gittiği yerde karanlık vardı, grilik vardı.yüzen bi kayık içinde robin willams, gri denizde kayığa tutunmaya çalışan bir sürü insan..aklıma nedense o film geldi bugün eğitim öncesi..

Bir yaa, yaşam enerjim bir'miş.. Ohaa be..

ben gideyimde biraz alıştırma yapayım bari.. 

spiritüel bir yaşama adım atmak!?!?:)

bugün öğlen reiki eğitimine başlıcam, yeni bir yaşama (bakınız: başlık) adım atcam.

içses: hadi kızım uçan kuş leyleklerden bi o kalmıştı..onuda dene tam olsun.

yalnız o değilde, eğitim öncesi 24 saat alkol almamak ve bol su içmek gerekiyormuş, hoca öyle dedi.
dün bütün gün su içip tuvaletin yolunu aşındırdım.fekaattttt; ee dün cumartesi, sosyal yaşantısı olan aacayip bir insanım, içmemek, dışarı çıkmamak için kendimle direndim.
sağa sola mesaj atmadımda değil hani, allahtan insanların programları ve bazı mezarcı arkadaşlarımın ağlarına düşürdükleri yeni avlar olduğundan, dahil olmadım onlara neyseki.

akşam bi sürü yemek yaptım, bir haftalık yemek hazır, sıcaklar ve zeytinyağlılar olaraktan.

bi de ntvde bi program izledim 1910'da İstanbul'daki Köpek itlafı üzerine, allaam yapılanlar ne korkunç dedim sonrasında..
animasyon var bi tane ödül felan almış, bulursanız izleyin derim.

neyse ben kahvemi bitirdim, kahvaltımı yapayım, hazırlanayımda dersime gideyim ..

p.s: tatil günlerimde erken uyanmaktan nefret ediyorums..

20101003

defalarca dinleyelims

sev beni
sar beni
bir tek kötü sözün sarsar beni
bilinmez denizlerin kuytu koylarında
bul beni
bil beni
al beni
bu saçmasapanlıktan kurtar beni
uykusuz gecelerin gizli örtüsünden
çıkar beni
ben bunları kimseye anlatmadım
kendimle bile konuşmadım
ben bunları kimseye anlatmadım
bir tek sen duy diye, sen bil diye, sen anla diye

sor beni
bul beni
sessiz şarkılarda çal beni
bulutlar ülkesinden kuru topraklara
indir beni
sez beni
yaz beni
karmakarışıklığımdan çöz beni
birikmiş tortuların kirlisularından
süz beni
ben bunları kimseye anlatmadım
kendimle bile konuşmadım
ben bunları kimseye anlatmadım
bir tek sen duy diye
sen bil diye
sen anla diye

bi de dinleyelim şurdan..

20101001

tamamen alıntıdır, sevdim çok, o kadar...

bir bagimlilik. bi hayat felsefesi.

oyle bir sey ki bu insan baslayinca, alisiyor. alisinca, bagimlisi oluyor, hayat felsefesi oluyor. ne zaman motivasyona ihtiyacin olsa, ne zaman ucmak istersen, ne zaman daral gelirse, ne zaman her sey siradan gelirse,

a state of trance...
t-minus 30 seconds...
stand by for full frequency response...

sabah kalkarsin, uykunu alamamissindir, uyumak istersin, ama hayat seni beklemektedir, gidecegin yere giderken takarsin kulakligini,

target continents locked and tracked...
standby for global transmission start...
t-minus 20 seconds...

muzik kulagin genis olabilir, mp3 playerinin ve bilgisayarinin icinde devasa bir arsiv olabilir, ama dur bir sarki acayim dediginde,

engage sound control...
stand by for the latest in trance and progressive...
sound level increasing to 50% t-minus 10 seconds...

kod yazarken, araba kullanirken, ders calisirken, sevişirken, is yaparken arkanda bir itici guc istediginde,

65% auto transmission start...
80%...95%... 3.. 2.. 1.. switching to full power...

muzik bu dersin, tune'larin mukemmel dizilisi, kulagi ritimde tutan nefis ara gecisler, hayallere ucuran kadin vokaller... ne demistik... bir bagimliliktir, muzigin ulasabilecegi en mukemmel formlardan biridir, 2 saatlik dunyadan kopusun nedenidir...

a state of trance... connection established...

this is a state of trance with armin van buuren!


p.s: orijinali şuradadır: gidin okuyun...