20111002

alıntıdır.

"Bağdaş kurup fasulyeyi yemeye başladım. Az sonra sokaktan bahçeye giren Nimet’i gördüm. Tek kanatlı tahta kapıyı açıp içeri girdi. Elinde, kocaman sandal gibi bir dilim ekmek vardı. Yanında yiyecek başka bir şeyi yoktu, katıksız yiyecekti besbelli. Altı yaşındaki bir çocuk bile hesap yapabiliyor kimileyin. İçimden söyle diyordum: Nimet yukarı çıksa, balkona gelse, ben ona fasulyemden versem, o da bana ekmeğinden verse, katıştırıp bir güzel yesek, ne iyi olur.

Genellikle önce düşleriz, sonra düşümüzü kafamızda temize çekeriz.Daha sonra da, benim o gün yaptığım gibi, gerçekleşeceğini sanır, eyleme geçeriz.

“Nimet, gelsene bizim balkona oturalım” diye seslendim.
O da bahçeden benim fasulyeyi ekmeksiz yediğimi görüyordu besbelli.
“Ya, geleyimde ekmeğimi ye, değil mi?” diye yanıt verdi ve çıkıp gelmedi yanıma.

O, ekmeğini kuru kuruya yedi, ben de fasulyemi ekmeksiz bitirdim.

Yaşamım boyunca, paylaşma ve yaşama uğruna, başta yürekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insanlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam coşkusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler, tıpkı Nimet’in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Kendileri de katıksız kaldılar, katılamadılar yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi. Çoğunun tutumu tıpkı Nimet gibi oldu.


“Ya, sen de benim ekmeğimi yiyeceksin ama…” "



Piano Piano Bacaksız- Kemal Demirel, sf. 18

0 birbirinden muhterem şahıs bende bişi dicem dedi: