20110228
aynadaki suret silik çıkmış.
bugün okuldaki çıtır coğrafya öğretmeni saçlarımı neden boyamadığımı sordu.
kendisinin beline kadar uzun, kıpkızıl saçları var, güneşte çok güzel parlıyor, ayrıca çokta yakışıyor kendisine.
iki üç ayda birde rengi değişiyor.
bana genç olduğumu, birkaç ton açık rengin hatta sarı rengin, küllü sarıdan falan söz etti, hoş duracağını, arada bir saçlarıımı boyayak değişiklik yapmanın iyi olacağını söyledi..
hımmm dedim.. gülümsedim..
kaloriferin yanında ısınırken yapılmış bu sohbet esnasında sonradan ona yaşımı söyleyince önce yüzünün ifadesi değişti, hiç göstermiyorsun dedi.
insanlardaki o şaşkaloz tepkiyi seviyorum çok. :)
o 24 yaşındaymış... aramızda on yaş var..
kimileri saçlarını boyayarak değişiklik yaparken hayatında, kimileri de hayatındaki "en"sevdiği adamı terkederek*, ortak yazılmış olan belki de olmayan, geleceğinden vazgeçerek kendi değişikliğini yapıyor..
aramızda çok bi samimiyet yoktu, benim hayatımdaki bu büyük değişiklikten bahsedemedim.
zaten ders zili de çalmıştı.
p.s. yaz gelse de kuyruğumu yeniden kırmızıya boyayabilsem.
p.s2: * sorun bi neden diye, nedenlerim vardı, haklı olduğumu epey sonradan öğrendim.
20110227
rakı kadehinde balık olsam ne, olmasam ne :)
Yaklaşık altı aydır, zorunlu haller dışında doğum günü vs. veya “an”ın önemine göre fotoğraf çekmekten, çektirmekten keyif almıyordum, çünkü fotoğraflarıma mutsuzluğum acayip yansıyordu.
Fotolarda acayip mutsuz bi ben görüyordum..
Nitekim bugün aylar öncesine ait fotoları bilgisayara yüklerken, kendimi görünce, o günlere ve yaşadıklarıma gidince, bi kez daha hak verdim..
Şu (belki de o demeliyim) zaman zarfında ipod’dan müzik dinlemediğim gibi doğru dürüst fotoğraf bile çekmedim..çekemedim, göremedim bişey çünkü.
bazı anları unutmak istemedim mesela, o zaman çektim üç beş fotoğraf.
Mesela yılbaşı ertesi günü annemle sahil yürüyüşümüzde, evdeki bayat ekmekleri deniz kenarında kuşlara atışımızı unutmak istemedim, annem çok mutluydu çünkü. sonra geri dönerken midye topayışımızı da unutmak istemedim, "aa bak bu çok güzel, aa bu da çok güzel” diye diye mutlu olan annemin yanındayken bende mutluydum çünkü..
Annem, topladığımız midye kabuklarından bi tabak oluşturdu, sehpanın üstüne koydu, ben de üç beş tanesini kitaplığıma koydum, baktıkça aklıma o gün gelir hep. gülümserim..
Bir iki tanesinden, küçük olanlardan, kolye ya da küpe yapacağım. Ne zaman takarsam mutlu olacağımı biliyorum çünkü..
Neyse efenim..
Duygusallığa yer yok.
Yer var da gerek yok.
İki üç gün sonra annem yanıma gelecek, bende anne eliyle pişmiş yaprak sarma yiyeceğim..
Oh mis…
Bir aydır ipod’dan müzik dinliyorum ve yaklaşık bir aydır fotoğraf makinamı yanımda taşıyorum..
Gelişme var..
öyle diyeyims ben size..
bikaç haftadır Cuma akşamları deli danalar gibi içip eğlendikten sonra, ki o zamanlarda malt’ın doldur şarkısı bize-ben ve kendime- eşlik ediyore, cumartesileri öğleden sonraları ya da akşama doğru uyanmayı adet edindim.
Çok sarhoş olmadığım ve yalnız olduğum zamanlarda o nasıl bir keyiftir o öyle
anlatamam.
Bu hafta, sondu ama..
Bundan sonra üç beş ay yapamayacağım.
Kurs ve dert insanı ben Mathy kpds için bir kursa başlıyorum, haftasonlarına istinaden..
Yaşasın ben.
Bugün evimde ilk kez rakı içtim, farkettim ki evde rakı bardağı yok.
Geçenki yumurta sarısı ayıracı hadisesine nazaran bugün eksikler listesine ekleyiverdim, rakı bardaklarını, ağlamadan..
yumurta sarısı ayıracı insanı ayırıyor, rakı bardağı dolduruyor azizim..
Evime gelen yeni misafir olarsa onlara aldıracağım, aklıma gelmişken kabak oyacağını da ekleyeyim listeye..
o da eksik-miş.
Su bardaklarımın üstünde balıklar var, rakıyı onla içtim, “rakı şişesinde balık olamadım ama su bardağı dolu rakıda balık oldum” diye balıklarımı konuşturdum, mutfakta kendime meze hazırlarken..
Çok eğlendik.
Aklıma İncir Reçeli’ndeki Metin geldi bi de..Metin’i çok sevdim ben.
Filmde olduğu gibi, evde, sevdiceğimle rakı masası hazırlamayı düşledim, su bardağımdaki balıklan beraber, yine çok eğlendik..
He he..
Malt’ın “önemsiz” şarkısındaki gibi epey bi zamandır legolarımla oynayıp duruyodum ben, düzeltmek için, baktım üç beş parça eksik, olmuyo, yeni bi lego takımı alıverdim kendime, en temizi, en gıcırı..
oh mis.
:)
p.s. hayata karşı alaycı olmak lazım galba, hep alacıyım ama bazen unutuyorum, allah baba hatırlattı geçenlerde. yazcam ben bunu..
yarına çıkacağımızın garantisi yok..
p.s: bi de gerçekçi olmak lazım, demin yönetici aidat parası istedi, iki aylık verdim...:)
20110225
alıştıkça, yaşadıkça, önemsiz gibi...
ben, tesadüfen Malt'ı keşfettim, iyi ki de keşfetmişim.
Arıza albümü pek güzel, sözleri çok güzel, müziği güzel.
alın dinleyin derim ben...
tavsiyemdir.
önce "arıza" parçasını beğensem de, albümde "benim parçam" dediğim "önemsiz" parçası...
ay bifa çok güzel tadında, çok güzel...
şu son zamanlarımı dillendiren
"bu aralar sanki tek başına kaldım gibi oluyor" dan sonra,
"bütün legolarımı yıkıp, baştan yapasım geliyor,
çünkü bi yerinden tutsam, öbür ucu kopuyor" kısmını içimden gelerek, bağırarak söylüyorum..
sesim yetmiyor...
şarkıda bi tek orayı ikinci kez söylemiyor bende sürekli başa sarıyorum...
başka bi çok şeyi de başa sarıyorum ama bunun gibi keyif vermiyor onlar.
sonrasında "önce üzüldüm, sonra kızdım, şimdi kabullenme zamanı"
geliyo, sonra şarkı bitiyor.
p.s. uzunca ve çok derin bi p.s'i vardı, sonra sildim..
20110224
"mutsuzum ama keyfim yerinde."
Büyük Ev Ablukada
ölenle ölünmez, olanla olunmaz bi de..
bence de.
:)
Büyük Ev Ablukada
ölenle ölünmez, olanla olunmaz bi de..
bence de.
:)
20110222
hep sağ gözümden ağlıyorum ben..
ben bu 2011 yılını sevmedim sanırsam..
geldiğinden beri bi uğursuzluk bi kötü şans..
anlamadaım gitti..
bedenimde, bünyemde, kafamda, oramda, buramda..
heryerimde taşıyorum, resmen..
p.s: geçen üstüninsan'la konuşurken, ona, durup dururken akan gözyaşlarımdan şikayet ederken,
"bazı yaralar vardır, kabuk bağlamıştır, kaldırıp kanatıp iyileştirmen gerekekir; bazı yaralar vardır ki, sen bi şey yapmadan vücudun onu istemsizce atar, durur dururken, içindeki zehiri kusarsın, öyle iyileşirsin" dediydi..
bazı sabahlar uyanıpta, başım sağa dönmüşken-orda bakacak bişey yok aslında, bi komodin- üstü kitap dolu bi de su bardağı oluyo bazen, yanında bi beyaz dolap ikea'dan alınma, çakma, komodin de öyle keza-, bişiler düşünürken, belki de boş boş bakarken, aklımda bişiler varken, belki de yokken, istemsizce akan gözyaşlarıma bu şekilde mana getirdim ben.
sonrasında.
hep sağ gözümden ağlıyorum.
solda bişi yok...
solda artık bi kalbim de yok..
şimdilik böyle...
erkek kısmı uzak dursun benden...
ilgi isterim, ayrı..
geldiğinden beri bi uğursuzluk bi kötü şans..
anlamadaım gitti..
bedenimde, bünyemde, kafamda, oramda, buramda..
heryerimde taşıyorum, resmen..
p.s: geçen üstüninsan'la konuşurken, ona, durup dururken akan gözyaşlarımdan şikayet ederken,
"bazı yaralar vardır, kabuk bağlamıştır, kaldırıp kanatıp iyileştirmen gerekekir; bazı yaralar vardır ki, sen bi şey yapmadan vücudun onu istemsizce atar, durur dururken, içindeki zehiri kusarsın, öyle iyileşirsin" dediydi..
bazı sabahlar uyanıpta, başım sağa dönmüşken-orda bakacak bişey yok aslında, bi komodin- üstü kitap dolu bi de su bardağı oluyo bazen, yanında bi beyaz dolap ikea'dan alınma, çakma, komodin de öyle keza-, bişiler düşünürken, belki de boş boş bakarken, aklımda bişiler varken, belki de yokken, istemsizce akan gözyaşlarıma bu şekilde mana getirdim ben.
sonrasında.
hep sağ gözümden ağlıyorum.
solda bişi yok...
solda artık bi kalbim de yok..
şimdilik böyle...
erkek kısmı uzak dursun benden...
ilgi isterim, ayrı..
20110210
zincirler hep halkalardan mı oluşur, adlı şiyirim, sunarım.
Kapa gözlerini.
Kapama ya da.
Kaparsan bu satırları okuyamazsın çünkü.
Önce oku, sonra okuduklarını zihninde canlandır..
Bir su birikintisi, bakıyoruz, belli bir noktaya belli bir noktadan, suyun içinden, kabarcıklar çıkıyor.
Pıt, pıt, pıt, pıt
Bir, iki, üç ve sonrası.
O kabarcıklar havaya kavuştuğu anda görünmez oluyorlar.
Bakıyorsun.
Bakıyoruz.
Bakıyorlar.
Kabarcıklar arasındaki süre giderek uzuyor, uzuyor, uzuyor.
Bir kabarcık daha yüzeye çıkıyor.
Sonra bekliyorsun, bekliyoruz.
Yeni bir kabarcığın gelmeyeceğini düşünüyorsun.
Bir tane daha geliyor.
Sonra yine bekliyorsun uzunca bir süre, yeni bir tanesini.
Gelmiyor.
Biraz önce gördüğün, ama ne kadar önce gördüğün belli değil, o kabarcık, son kabarcıktı.
Ama ona bakarken, baktığında, baktığımızda son olduğunu bilmiyorsun.
Ben biliyorum ama.
Çünkü bu satırları ben yazdım, yazıyorum.
Su kapkaranlık- şu an için- çünkü gecenin karanlığı yüzeyinde yansıyor..
Yansıma olduğuna göre belki de dolunay var.
Dolunay vakitlerini sevmem aslında.
Yarın sabah olacak.
Güneş ışıklarını gezdirecek suyun yüzeyinde.
Işık yansıyacak.
Bakanların gözleri kamaşacak belki de.
Sen bu sefer suya bakamıyorsun çünkü sen karanlıkta kaldın.
Ben hem bu satırları yazdım, hem de aslında o son kabarcıktım.
Güneş doğdu.
Benim için.
Bizim için.
Biz kim?
Kimbilir?
p.s: dileyen ben, sen, o, biz, siz onlar olabilir.
dileyen, dilediği olsun.
ona karışmıyorum bu sefer.
20110209
repeatte döner durur arıza-malt, akşamada döner yer otururum.
"Sen anlat anlarım
Ağlatırsan da ağlarım
Sen tamirat sesiysen tepemde
Yaparım
Arıza çıkarırım"*
p.s:*aşağıdaki şarkının sözlerinden..
bağıra çığıra bu şarkıya eşlik etmekteyim.
oh be!
Ağlatırsan da ağlarım
Sen tamirat sesiysen tepemde
Yaparım
Arıza çıkarırım"*
p.s:*aşağıdaki şarkının sözlerinden..
bağıra çığıra bu şarkıya eşlik etmekteyim.
oh be!
20110208
20110207
20110205
bugün de 5 şubat
şu geçen bir senede, ne çok şey değişti sevgili Günlük.
yaşadıklarımı bi düşünsene..
ben de bir düşüneyim.
yaşadıklarımı bi düşünsene..
ben de bir düşüneyim.
20110204
Sevgili Günlük,
Bugün kaç zamandır yapmak istediğim ama hep “sonra yaparım”, “şu zaman yaparım”, “yazın yaparım”, “şubat tatilinde yaparım” diye sürekli ertelediğim bir şeyi yaptım.
Mailbox’ımı düzenledim.
okunmamış toplam 2190 küsür ıvırzıvır maili şöyle bir kontrol ettim, etiketledim..silinecekleri sildim.
Forward mailleri her zamanki gibi okumadım yine.
Şimdiden geçmişe gittim.
Şöyle bir gözucuyla okuduğum maillerden bazıları canımı yakar gibi oldu.
İsmini hatırlamadığım insanlar, hatta yüzlerini hatırlamadığım öğrencilerim ve diğer bir sürü özel insanla türlü paylaşımlar…
Bu iş için saatlerimi harcadım desem yeridir, bir ara gına geldi bırakacaktım, ama bırakmadım, inatla, sabırla ve sebatla yaptım..(an itibarıyla mutluyum)
Kendime kızdım hatta bir ara, “vaktinde birkaç dakikanı ayırarak yapmış olsaydın bu kadar vakit kaybetmezdin” diye. dakikalar birikince saatlere dönüştü haliyle.
Ama o zaman, bugünkü yaşadığım hissi vermezdi ki..
Arada bir eski mailleri açıp okumak lazım.
bugün ben buna karar verdim.
Buraya geldiğimden beri hastane haricinde dışarı çıkmadım.
bugün 5.gün.
Gelmeden niyetim buydu hatta daha fazlası. Telimi de kullanıma kapatacaktım, salak ben cüzdanımı kaybettiğimden ve banka işlemlerinin yüksek güvenlik şifresi yüzünden bu lüksümden vazgeçmek zorunda kaldım.
Şimdilik gündüzleri kapatmakla idare ediyorum, gece yatmadan öncede açıp arayan soran var mı diye bakıyorum.
Bankalar saolsun, hiç yalnız bırakmıyorlar.
Geçen kardesh kızdı bana, telefonla arayıp ulaşamayınca.
(akşam gelince konuşuyoruz)
“Ben tatildeyim, canım kimseyle görüşüp konuşmak istemiyor” dedim.
“Ben kimse değilim” dedi.
“Üzgünüm sende o kimseler yüzünden nasibini alıyorsun” dedim, pis pis baktı.
Buraya yazıp yazmadığımı bilniyorum, twitter’ da kullanınca, hatta oraya ekstra abanınca, hatları karıştırabiliyorum.bahsetmemiş olabilirim.
Orhan pambuk amcamın Masumiyet Müzesini okumaya başladım; ben bana tavsiye edilmiş sanıyordum fakat sadece okudun mu diye sorulmuş, bende onu tavsiye olarak üzerime alınmışım.
İyiki de alınmışım.
Bununla da ilgili anlatcaklarım var benim. Sonra yazarım sıkıldım şimdi.
Hastane dedim ya, küçük bir operasyon geçirdim ben, değişik bir tecrübe, o da apayrı bi hikaye, komik ve birazda acılı..
Bunu da sonra yazcam.
Şimdi, karnım biraz acıkır gibi oldu, annemin benim için yaptığı cevizli kabak tatlısından tırtıklamak için mutfağa gidiyorum, sonra da biraz kitap okuyacağım..
Buraya gelicince anne yemekleriyle semirmekte planlarım arasındaydı, bu yolda başarılı ilerlemekteyim.
Bu, uzunca bir süre hasta olmayacağım demektir..
Yaşasın.
Mailbox’ımı düzenledim.
okunmamış toplam 2190 küsür ıvırzıvır maili şöyle bir kontrol ettim, etiketledim..silinecekleri sildim.
Forward mailleri her zamanki gibi okumadım yine.
Şimdiden geçmişe gittim.
Şöyle bir gözucuyla okuduğum maillerden bazıları canımı yakar gibi oldu.
İsmini hatırlamadığım insanlar, hatta yüzlerini hatırlamadığım öğrencilerim ve diğer bir sürü özel insanla türlü paylaşımlar…
Bu iş için saatlerimi harcadım desem yeridir, bir ara gına geldi bırakacaktım, ama bırakmadım, inatla, sabırla ve sebatla yaptım..(an itibarıyla mutluyum)
Kendime kızdım hatta bir ara, “vaktinde birkaç dakikanı ayırarak yapmış olsaydın bu kadar vakit kaybetmezdin” diye. dakikalar birikince saatlere dönüştü haliyle.
Ama o zaman, bugünkü yaşadığım hissi vermezdi ki..
Arada bir eski mailleri açıp okumak lazım.
bugün ben buna karar verdim.
Buraya geldiğimden beri hastane haricinde dışarı çıkmadım.
bugün 5.gün.
Gelmeden niyetim buydu hatta daha fazlası. Telimi de kullanıma kapatacaktım, salak ben cüzdanımı kaybettiğimden ve banka işlemlerinin yüksek güvenlik şifresi yüzünden bu lüksümden vazgeçmek zorunda kaldım.
Şimdilik gündüzleri kapatmakla idare ediyorum, gece yatmadan öncede açıp arayan soran var mı diye bakıyorum.
Bankalar saolsun, hiç yalnız bırakmıyorlar.
Geçen kardesh kızdı bana, telefonla arayıp ulaşamayınca.
(akşam gelince konuşuyoruz)
“Ben tatildeyim, canım kimseyle görüşüp konuşmak istemiyor” dedim.
“Ben kimse değilim” dedi.
“Üzgünüm sende o kimseler yüzünden nasibini alıyorsun” dedim, pis pis baktı.
Buraya yazıp yazmadığımı bilniyorum, twitter’ da kullanınca, hatta oraya ekstra abanınca, hatları karıştırabiliyorum.bahsetmemiş olabilirim.
Orhan pambuk amcamın Masumiyet Müzesini okumaya başladım; ben bana tavsiye edilmiş sanıyordum fakat sadece okudun mu diye sorulmuş, bende onu tavsiye olarak üzerime alınmışım.
İyiki de alınmışım.
Bununla da ilgili anlatcaklarım var benim. Sonra yazarım sıkıldım şimdi.
Hastane dedim ya, küçük bir operasyon geçirdim ben, değişik bir tecrübe, o da apayrı bi hikaye, komik ve birazda acılı..
Bunu da sonra yazcam.
Şimdi, karnım biraz acıkır gibi oldu, annemin benim için yaptığı cevizli kabak tatlısından tırtıklamak için mutfağa gidiyorum, sonra da biraz kitap okuyacağım..
Buraya gelicince anne yemekleriyle semirmekte planlarım arasındaydı, bu yolda başarılı ilerlemekteyim.
Bu, uzunca bir süre hasta olmayacağım demektir..
Yaşasın.
20110203
Sevgili Günlük,
Hani birine olanı biteni, olmayan, olamayan biten de olabilir bu, hatta belki düşüncelerini, biraz kendini anlatırsında o karşındaki anlamaz, sende dumur olursun.
Gözünün içine bakarsın..
Bakmasan da olurmuş diye düşünürsün...
Tüm o anlattıkların için pişman olursun.
Anlattıkların için, niye anlattım diye kendine kızarsın.
Son zamanlarda sık yaşar oldum ben bunu..
Hayır önce kendimde arıyorum sorunu her zamanki gibi, belki her zamankinden daha da çok ama, sonra düşünüyorum bir insan kendini başka birine anlatırken kendini ne kadar yanlış anlatabilir ki? Karşıdakide anlamaz. Sorunun hepsi bende olamaz.
O yüzden yüzünü gördüğüm; bir peçete alırken ya da bahsiş için bozuk para verirken eline dokunup, avucuna bozuk paraları bıraktığım; yanında ya da karşısında otururken, bacak bacak üstüne atarken, kazara pantalonumun paçasına değen yada bana küçük bir depik atan insanlarla görüşmekten itina ile kaçar oldum.
Kadın olsun erkek olsun.
İşte o zamanların sonrasında duvar örücülüğüne başlar, duvarlarını enine ve boyuna örmeye devam edersin.
İşte böyle bir şey son zamanlarda yaşadıklarımın bende bıraktığı hisler..
Bazen uzak, yakındır derim, bilirsin.
Ama, bazen..
Her zaman değil.
Hani birine olanı biteni, olmayan, olamayan biten de olabilir bu, hatta belki düşüncelerini, biraz kendini anlatırsında o karşındaki anlamaz, sende dumur olursun.
Gözünün içine bakarsın..
Bakmasan da olurmuş diye düşünürsün...
Tüm o anlattıkların için pişman olursun.
Anlattıkların için, niye anlattım diye kendine kızarsın.
Son zamanlarda sık yaşar oldum ben bunu..
Hayır önce kendimde arıyorum sorunu her zamanki gibi, belki her zamankinden daha da çok ama, sonra düşünüyorum bir insan kendini başka birine anlatırken kendini ne kadar yanlış anlatabilir ki? Karşıdakide anlamaz. Sorunun hepsi bende olamaz.
O yüzden yüzünü gördüğüm; bir peçete alırken ya da bahsiş için bozuk para verirken eline dokunup, avucuna bozuk paraları bıraktığım; yanında ya da karşısında otururken, bacak bacak üstüne atarken, kazara pantalonumun paçasına değen yada bana küçük bir depik atan insanlarla görüşmekten itina ile kaçar oldum.
Kadın olsun erkek olsun.
İşte o zamanların sonrasında duvar örücülüğüne başlar, duvarlarını enine ve boyuna örmeye devam edersin.
İşte böyle bir şey son zamanlarda yaşadıklarımın bende bıraktığı hisler..
Bazen uzak, yakındır derim, bilirsin.
Ama, bazen..
Her zaman değil.
20110201
olan olmuş, geç haberim olmuş.
olanın bitenin dışında mıyım, yoksa olan biten benim dışımda mı olup bitiyor.
anlamadım.
tek bildiğim benim öyle ya da böyle sürekli ağladığım.
anlamadım.
tek bildiğim benim öyle ya da böyle sürekli ağladığım.
çanta
akşam Konya için hazırlanan sırt çantası, öğlenleyin Bursa için kocaman bi omuz çantasına dönüştürüldü.
öncelikler ve yapılması gerekenler ağır bastı.
üstelik annem de "seni çok özledim" demişti..
herşeyden geçtim, inzivaya çekilesim var benim şu zaman diliminde..
du bakalım.
p.s: annem gerçektende çok özlemiş beni.
öncelikler ve yapılması gerekenler ağır bastı.
üstelik annem de "seni çok özledim" demişti..
herşeyden geçtim, inzivaya çekilesim var benim şu zaman diliminde..
du bakalım.
p.s: annem gerçektende çok özlemiş beni.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
