20110530

mathy'nin yürüyen şatosu

geçenlerde, ki epey olmuş, şuradaki yazıyı yazmışım, bugün duvar, kale, ortaçağ üzerine konuşurken, spontan gelişen bir öneriyle kale duvarlarına kapı koymaktan da söz ettik yani ben ettim.
sonra aklıma şu resim geldi..
sanırım ondan esinlendim ben, ben.

yazıyı yazdığım zamanlarda duvarlar üzerine "kapı" koymak hiç aklıma gelmemişti, duvar örücücüsü anca duvar örer, bugün geldi..
içten tokmaklı, iç taraftan tutamaklı  bi kapı..*

:)

yeni keşfimle yüzümde bir gülümseme ve yeni keşfimle içim sıcacıkken, fiziksel anlamda gerçekten üşüdüğümü farkedip, yan odadaki  açık olan pencereyi kapamaya gittim..

ısınmak için bir pencere kapatılırken, bir kapı açılabiliyor-muş..


p.s * : öyle her isteyen, istediği gibi giremesin bilader, kapı gibi kapı olsun, kale duvarlarına da bu yakışır..
resmi bulamadım ben, nerde gördüm acaba diye beyin kendi taramalarını yapmakta..
oysa şurada gördüğümden o kadar da emindim ki.. :/

içli köfte yanımda halt yesin be bilader..

sevgili Karōshi'ye biraz önce yazdığım cevaptır aşağıdaki..o da bi önceki posta yorum yapmış..ona istinaden sonrasında yazdıklarım, dayanamadım, bildiğim içimi döktüm..

"hatırladım o zamanı, sevdiceğim geldi, diye senle paylaşımı yarıda bırakmıştım, sen hatırlar mısın bilmem..:)
o zamanda iki kişilik yalnızlık yaşıyodum şimdi de aynı..o zamandan tek farkı, artık iki kişi değilim.. iki kişilik yalnızlık yaşamayı reddettiim en sonunda..geç oldu, belki de çok geç, ayrı..
kendimle bağdaştıramadığım şeylere gelince yerde sürünen sarmaşık gibiydim, bi yere tutunmaya çalıştım vaktinden önce, yerde sürünen sarmaşık gibi hissettim sonrasında..
gübrelendim, iyi geldi.. layynn post yazarım ben bunu..iyi ki vardın, iyi ki varsın, uzak olan yakındır.. çoğu zaman cana can katandır, teşekkürler.."

şu geçen zaman zarfında yüzünü görmediğim, kokusunu duymadığım insanlar, adını bilipte hiç adıyla seslenmediğim insanlar, sesini duymadıklarım da var, kadınlar, erkekler oldu hayatımda,  fiziksel olarak hiç hissetmediğim, dokunamadığım, sesini bilmediğim, kokusunu duymadığım.şekli, şemalinin neye benzediğini bilmediğim, belki de çarşıda pazarda yanından yürüyüp geçip gittiğim...ama her darda kalışımda bir telefonla alo deyip, yardım istediğim veyahut mesaj atıp cevap beklediğim..cevapta yazdılar sonrasında..

oınlardan gördüğüm desteği yıllardır, destek olup, koynumda besleyip, her daim yanında olduğum  "dostum" dediğim adamlardan görmedim ben. 
 bunun içinde ağladım geçenlerde, yazmıştım buraya..

yeni bi başlangıçta, insan önce dokunabildiği yakınlarını arıyor etrafında..
bulamadım..
en başında da..
sonrasında da..
dokunabildiklerim, hep bi alo ötesinde sesini duyabildiklerimdi.
Ötelerden destek olmaya çalıştılar, telefonun öbür ucunda, dayanamadığım yerde benimle  birlikte ağladılar.
geçmişte yakınlarımdı, bu zamanlarda hiç yakınım olmasını beklemediğim insanlardı..
acayip destek oldular..
olmaya çalıştılar.. 

bunlar insanı mutlu eden şeyler..
kıymet bildiren şeyler..
hem kendim için, hem de onlar için..
kaybetmem sonrasında..

peki ya gerçekten dokunabildiğimi düşündüğüm insanlar..
bir kucak mesafesinde, dürtebildiğm insanlardı onlar.

dokunabildiğim dediğim insanlardan ki azdır sayıları üç beşi geçmez, bir ikisi haricince hep eldeki üçün birini aldım ben, geçen süre zarfında....
 test edip, kanırta kanırta onayladım.
tee yıllar önce o "dostum" dediğim adamla, piyasanın götlüğü, değişen şartlar ve koşullar babında birbirine kazık atan insanları görüp,  birbirimize verdiğimiz bi söz vardı, "değişirsek, bizde diğerleri gibi olursak birbirimizi uyarcaz, sen benim en yakın arkadaşımsın, söz mü" diye diye.. 
çocukçaymış, o zmanlar bildiğin toymuşuz..
söz verdik..ti..
o sözler geçmişte kaldı..


ve aslında o kadar uzaklarmış ki.
geçen zaman zarfında bir kere bile arayıp sormadı-lar..
bir ihtiyacın var mı?yı geçtim, “nasılsın” demek için bile..  

bi zamanlar "canım" dediğim adamın, artık "el" olmasını şimdilerde nasıl yadırgamıyorsam, onların "uzak" olması da bana hiç koymuyor artık.. 

 “canım” dediğim adam benden çok şey aldı götürdü, ayrı.
Canımdan, bildiğin kocaman bi parçayla gitti..

geçen dokuz ay zarfında, “yapılanma, yenilenme sürecindeyim” diyordum ya, işte, sürekli bunlar zihnimdeydi..
 ve buraya yazmadığım bissürü şey.
34 yaşında bir sürü birikimle, en baştan, yeniden hayata doğunca yeni doğmuş bir buzağı gibi her yanın vıcık vıcık, başta ne yapacağını şaşırıyorsun, titreyen bacaklarla ayakta durmaya çalışıyorsun..
Benim, en şansız tarafım, ben doğarken, beni doğuranın ölmesiydi..
Titreyen bacaklarla ayakta durmaya çalıştım..
Beceremedim tabi..

bildiğin ya da inandığın tüm doğrular ve gerçeklikler temelinden sarsılıyor çünkü..
aslında inandığın masallar varmış, varmış ve hepsi aslında bildiğin gerçek yalanlarmış.. 


ayakta durmaya çalışan beceriksiz buzağı bi süre sonra, olduğu yerde sarmaşığa dönüşmüş..
olduğu yerde dallanıp budaklanarak güçlenmiş, kendince.
Sonra yine bi gün ışığı..
Yerden kalkmayı denemiş, bişeylerden medet umarak, tutunmaya çalışmış..tutunduğu şey ya da şeyler tutunulacak şeyler değilmiş, kendi içinde çürüyen bi odunmuş mesela o şeyler.. bunu, sonrasında öğrenmiş..
üç beş dalı da orda kaybetmiş. 
Zehirlenmiş o zaman zarfında..
Zehirlendiğininde farkındaymış..
 Zehirlenen kısımlarını atmış sonra, devam edebilmek için, ama gövdesi kalınlaşmış bu yüzden..
O yüzden, sonrasında tutunacak bişey aramadan, ayakta kalmayı öğrenir gibi olmuş..
Zaten, nasıl ayakta kalınacağını biliyormuş ama , güneş, hava, su, toprak olmadan asla bi bütün olmayacağınında farkındaymış..
Herşey paylaşarak güzelleşiyormuş  hayatta ve artıyormuş yapraklarının sayısı..

Artan yapraklarım için uzak ama yakın olan herkese teşekkürü bir borç bilirim.
Beni üzen yakın dediğim insanlar için öncelikle kocaman “ ahh” etmeyi ihmal etmiyorum. “Görüp görebileceğiniz en büyük acıları çekersiniz inşallah..kalbiniz benimkinin onyüzbinmilyom katı sızım sızım sızlar umarım..”
Ama sizin sayenizde dökülen yapraklarımdan kendime gübre yapmayı öğrendim ben..bunun için ayrıca teşekkür ederim..

“Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir..”
Bu kimin sözü hatırlayamadım ama iki gündür, zihnimde dolaşmakta..

hayatıma giren herkese bu yüzden borçluyum, onlar olmasa "ben" dediğim über ve süper mahlukat var olamazdı..:) 

p.s: ah be Karōshi' sen nelere kadirsin! yazdırdıklarına bak..
bu sefer gelen olmadı.. :P

Bi de NoMore Virgilius  seni seviyorum, beni okuyan sevdiceğini de..

İyi ki vardınız..varsınız..

p.s: bi kişi daa var ama artık o blog yazmıyor..beni okuyupta bana bi işaret çakarsa, ben ona kırmızıdan bi yıldız çakarım..o da iyi ki var..
:)

20110528

ey kahpe kader, neden eski sevdiceğim level düşüyor ?

bikaç gün öncesine kadar, sanırım bir hafta oldu, hayır sanmıyorum, evet bir hafta oldu.
ben, o, biz için, ikimiz adına, her zaman ki gibi iki kişilik üzülürken, gün be gün, tesadüfen karşılan bir durum ve gece sonrasında eski sevdiceğimin içinde bulunduğu durum ve şeraitleri düşününce, üzülüp ağlamayı bıraktım, ertesi gün..
onu görmek bana acayip iyi geldi..
bunu onunla da paylaştım.
cevap yazdı.

sonrasında olanı biteni ve içler acısı vaziyeti görünce (ortamdaki), sonrasında yine ağlaya ağlaya, kendi kendime okkalı bi "hımm" dedikten sonra- kiii yine bu durumu ben, onunla paylaşım.
içimde kalmasın diye diye..
benim içimde kalmadı.
o da, bi cevap yazmadı.

geçen zaman zarfında, kendime hiç yakıştıramadığım, kendimle bağdaştıramadığım şeyler**-de yaptım ben, izi bende durur ama sonrasında hep bi level üstüne atladım..(öyle sanıyorum)
yaşadıklarımı ,yaşadığım kişiler hariç kimse bilmez, kimse görmez, ben burda paylaşırım üstü kapalı..
benim bilmem yeterli neticede.
izi var derinden derinden, ben bunu nasıl yaptım diye diye canımı yakıyorum, düşünerek.
aklıma geldikçe yaptıklarım, dediklerim  yüzünden kendi kendime de çileden çıkarım, ayrı..

ama o gün, o gün, keşke görmeseydim, keşke bilmeseydim! dedim.

eski sevdiğin adama saygı duymak istiyorsan, onunla bir daha görüşmeyeceksin!uzuncaa bir süre.
özellikle de onun arkadaş ortamında.
bunu bilir bunu söylerim..

görmen gereken zamanda ya da görüşmen gereken zamanda kader denilen kahpe şey, onu senin karşına ya da seni onu karşısına çıkarır ne de olsa..
eski duygular kumpir kıvamında, tadından yenmez sonrasında..
ama şimdi değil..
daha değil..

bi zamanlar çocuklarını doğurmayı düşündüğüm, hatta çok istediğim bi adam vardı, ama geçen hafta,  "gördüğüm, o adam"* değildi.

ey kahpe kader, kendine göre, "o an", geçen hafta iseydi üzgünüm bu durum bende ters tepti..

*: ben bunun için bile ağlama potansiyeline sahibim..diyorum ya hep iki kişilik üzülüyorum diye..boşuna değil..
**:ne zaman, nerde nasıl karşıma çıkacaklar diye merak etmekteyims..du bakalıms..

hayat devam ediyo be cicoz.

20110525

demir ve demir eksikliği

Hani yaşıyorsun ya, anı, günü, en geneli “zaman”ı,
Bir sürü insan giriyor çıkıyor hayatına, hepsi sende yer ediyor, kadın, erkek, çoluk çocuk, kedi, dondurma, tramvay, şarkı sözü vs ve vs..
Hepsi, kalbinde, kendinden demirden bir toz bırakıyor;  paylaştıklarınla doğru orantılı..
Kimisindeki de demirden paslanmış bi bıçak, değiyor, canını yakıyor küçük bi çizik bile olsa da, sonra, sonra izi kalıyor.
his o his.. 


Bi süredir rot balansım kaymış vaziyette, sola çekiyorum ben.
Solak olmamdan kaynaklanan bişey değil, bunu  gayet iyi biliyorum..

 Hepsi o demir tozları ve bıçak izleri yüzünden.
Bıçak yaralarında demir tozları daha çok birikiyor, farkettim..

Bu kadar demir tozunu kendi bünyesinde biriktiren bir insan olarak, demir eksikliği tedavisi görmemi de  esefle kınıyorum ayrı..

20110523

ilişkiler ve beklentiler bi de kodumun Fener'i!

bugün, laf biten ilişkiler ve etkileri, onun sonrasında doğal olması gereken bi his olan mutsuzluğa gelmişken,
"mutluluğun sırrını ben çözdüm" dedi, gayet kendinden emin bi şekilde..."bilmek ister misin?" diye sordu;
"nedir" dedim, "senin çözdüğün? "
"beklentiler" dedi..
"bişey beklemeyeceksin.."
"hımm" dedim..

onun karşımda oturup, yemek yeme bahanesiyle bir araya gelmişken, benden bişey beklediğini bilirken; önümdeki biradan bir yudum daha aldım, boğaz manzarasına bakarak.
yemek sonrası, bi sürü muhabetten sonra, ben de ondan bişey beklememeye karar verdim..


p.s. şahsen benden bişeyler beklenilmesini isteyerek ve ben de bişeyler bekleyerek sevebilen bir insanım, gerçek mutluluğun paylaşımla artan olan birşey olduğuna inanıyorum..
başka türlü "iki"nin "bir" olması düşünülemez çünkü..


yemek esnasında, bi terasta, Fener'in şampiyon kutlamaları için havai fişekleri izlemek süper ambiyanstı ama ben yine yanlış yerde, yanlış adamlaydım.

sonrasında eski sevdiceğimi aradım, eve dönerken,  havai fişeklerden mütevellit..bi de taksim, fener kutlaması falan korkunçtu.
kendime dondurma alıp, taksiyle eve geri döndüm..
eski sevdiceğim kendine sevgili yaptı sanırım, bana geri dönmedi çünkü..

p.s: yemek yediğim adam ince bi adamdı, fiziksel olarak olmasa da, eve bırakmayı teklif etti, ama motoruna binmeyi ne gözüm ne de götüm yedi açıkcası..

hayat geri gelir..

20110517

iki inatçı keçi bir gün bir köprüde karşılaşırlar

Sevgili günlük,
bugün 14.08 de akrep burcunda dolunay gerçekleşti. Bende tesadüfen öğrendim, etkileri bünyede kendini göstermeye başladı. Bana bir sebep lazımdı, her zamanki gibi dolunaya topu attım, tuttu mu tutamadı mı bilmiyorum, zira dolunayda top gibi bişi.top işte.
Bugün gerçi biraz rahatsızım, aç karnına içtiğim soğuk biralardan sonra midemi üşütmem kaçınılmazdı, nitekim ben de kaçınamadım.
İki günlük rapor verdi, doktor, iki gün rahatım ama bende biraz suçluluk duygusu var..
 nasıl olmasın var işte..
Bugünkü hastalık ve başka birkaç mühim etken yüzünden, o dış etkenler benim veletler oluyor, ben şehirdışına çıkamıyorum.
Oysaki kaç zamandır ben 19 ve 20 mayıs’ı bekliyordum.
Ve oysaki ben ne kadarda çok anne baba, kardesh özlemi içindeydim.
Hatta Sibel’i bile özledim, dün kardesh Sibel için “kare kesit “ tamlamasını kullandığından beri mıncık mıncık  eziyet edesim var kerataya. Bi  de tırnaklarını kesme vakti geldi çoktan onun, annem halıları tırtıklıyor diye ne çok kızıyordur şimdi ona, canım annem.
Sibel’in tırnaklarını evde bitek ben kesebiliyorum hala, biliyor musun?


Aklıma gelmişken şu geçirdiğim 9-10 aylık süreci, 2010 ağustostan 2011 mayısa kadar olan süreyi yaşamamayı diliyorum bir süredir, hatta bunun için  Allah babaya dilekçe bile yazdım ama nereye göndereceğimi bilmediğimden elimde kaldı. Sanırım dilekçeyi okusa da işleme koymazdı. Çünkü öyle bir şey yok..gerçi o her şeyi biliyor..dilekçesizde olardı.
9-10 aylık yalnızlığa gebelik sürecimde başıma gelmeyen kalmadı yahu benim.
Sana yazmadım ama evde öteki defterlere yazdım bi ara.
Sonra ben bunları hatırlamak istemiyorum diye onlara da yazmayı bıraktım.
 Sonra şarkıları keşfettim, bir bir, albümler, sesler vs..
Yeni adetim bu şekercim, yaşadığım olaylarla anlarla, bazen de kişilerle ilgili hep bir şarkı var aklımda..
Tesadüfen duyduğumda, kimisi mutlu ederken beni kimisi de suya düşmüş kedi gibi tüylerimi diken diken ediyor.
Demin o süreçle ilgili o şarkıların listesini yapayım dedim kendi kendime, sana da yazarım, sende de arşiv niteliğinde dursun.
“Yaparım” dedim ama şu 10 günlük süper hiper über yoğun günlerden sonra yapıcam, zira yapacak çok daha başka, bir sürü işim var.


Bugün bencillik üzerine laflarken belki de laflamazken, insanın kendi için bencil olması gerektiğine karar verdim ben ve kendim. 
insanlar kendileri için bencil olmalılar. kendileri için.

Ben ve kendim demişken, ben ve kendimle ilgili çok şukela bişi yazmıştım onu da yazayım sana.
Yazacak çok şeyim var yine ama karnım acıktı benim.
Şimdilik hoşça kal.

Ama durrr bunu yazmadan edemeyeceğim..
Okuldaki veletlerden, 9.lardan panoya asmak üzere, bilmece bulmaca, resim gibi şeyler istedik, Hatçe Hoca ile. Benim sınıflardan  saf Sametin yazdığı iki sayfalık bilmecelere bakıyorum, (hepsi o kadar fena ki arada bir yazarım aklıma geldikçe), sayfanın en altında ;
“Napolyon’un iki bacağı arasındaki kıllı şey nedir?” sorusunu görünce “hobareyyy” oldum, sonra İlhan’a okuttum, “bak bizimkilerden biri panoya asmak için ne getirmiş” diye.
İlhan’ ın yüzü süperdi okurken, onu izliyodum, nasıl tepki vereceğini bilemedi başta.yüzü çok komikti.
Güldük sonrasında.

Saf Samet kötü niyetli bir çocuk değil, pisliğine yazmamıştır, 11 ya da 12lerden olsa, her türlü pisliği bekleyebilirsiniz fekat bu öğrenci öyle bir velet değil. Sadece neyin ne olduğunu ayrımsayamayacak kadar saf bi çocuk..küçük bi de.
Dosya kağıdının altını kestim, kalanları panoya asmak için, yarın öbür gün “Samet’e de “hiç öyle bilmeceler okul panosuna asılır mı Samet?” diyeceğim.

p.s: bilmecenin cevabı, ATI.. siz ne sanmıştınız? :P

p.s: sanırım dolunayın duygusal etkisinden çıktım, yazınca.
hobarey..

20110511

pembe mutlu ve pembo

bugün Pembe Mutlu'nun pembe geceliğinden söz etmek istiyordum ama geç olmuş uykum geldi.
Yarın hatırlarsam eğer size,  bir basket birde Pembo'nun potaya sıçrayışından da bahsedebilirim..

p.s: yok ben alkol falan almadım.
dr. dayadı gene antibiyotiği, yan etkisi olabiler..
bi de başım ağrıyo ki sormayın..o da yan etkisiymiş.

20110508

ister olsun ister olmasın

altı bazen üçten önce geliyor. altı üstü üç canım..

--) Erkekliğin yüzde doksan dokuzu kaçmaktır.
-) Ama sen erkek değilsin ki?
--) Yanılıyorsun, ben bir süredir erkeğim..

Ve Mathy, pıtı pıtı yürümeye devam eder.


O değilde birader, ben tüm gece rüyamda asansörle bi altıya çıktım bi üçe indim.. üçten çıkmaya çalıştım, kapı açılmadı her seferinde, binadan dışarıya çıkmaya çalıştıkca hep altıda buldum kendimi. Tam üçe gelmişken hooop yine altı..
bomboş bir bina, güzel bina ama tadilat falan yapılıyo, aydınlık her yer..altıydı, üçtü derken çıkamadım gitti binadan .altı da kötü adamlarda vardı, action yaşıcaktım, film çevircektim sanırım ama uyandım..

Asıl güzel olan şey ne biliyor musun? rüyamdaki yükseklik korkumu yenmişim ben, naberr? normalde hep asansöre bindiğimde yere kapaklanırdım, korkudan, etrafı açık olurdu asansörün..bu seferki bildiğin asansördü. artık düğmelere kendim basabiliyorum.. yaşasın.. 

ama neden hep altı, onu hala bilmiyorum.

Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları, ister altıdan çık, ister üçten, erkekliğin yüzde doksan dokuzu kaçmaktır. Kaçarım.  Kaçarı yok. Ve evet ben bir süredir erkeğim.

20110504

http://www.skydiveefes.com/ uçurur

aşağıdaki adresi daha önce ziyaret ettiniz mi bilmem, ama bi ziyaret edin derim..
http://www.skydiveefes.com/

yaz tatiline az kalmışken, yaklaşık 2 ay kadar, benim tatil planları netleşmeye başladı bi süredir.
üç beş gün Efes'te olup yeniden skydiving yapacak olmamın haklı gurur ve mutluluğunu sizlerlen neşeylen paylaşırım efem..

20110501

Yaşasın 1 Mayıs

sabah öylece kalakalmış elbise yığınlarının arasında kahvaltı yaptım..
kıyafetlerin üstüne basa basa geçtim gittim mutfağa..
çokta keyif aldım..

kalakalmışlık, üstüne basa basa geçirilebiliyormuş..
gün ışığı gören kıyafetlerde sevmediğim bi eskimişlik, eski kokusu.. şimdi hepsi yan oda da yıkanmayı bekliyor..

bugün, evde çok güzel bir bayram günü geçirdim, "hadi şuraya gel" diye gelen telefonlara içim gide gide yine de aldırmadan..
evde kalabildiğim tek günüm ne de olsa..
haftaya hazırlık, yarına hazırlık, bana yeni gelen bahara hazırlık..
oh mis...

bütün gün, yarım  kalan işlerimi tamamladım, kendi kendime çok güzel eğlendim, eğlendim de, akşam  koltuğa uzanmış behzat ç.yi izlerken "yalnızlık bazen çok sıkıcı" diye  not düştüm kendime..

behzat ç. izlemeye bugün başladım ben.. dizi kültürü olan bi insan değilim, devam arzeden şeyleri pek sevmem..unutuyorum çünkü sonrasında.. neyse..haftaya umarım unutmam..
pazar behzat ç. günü.
olsun mu olsun..

p.s: demin tırnaklarıma kardesh'ten aşırdığım ojeyi sürdüm, gözü önünde ojeyi çalarken ki söylenişi geldi aklıma, çok eğlendim..
kaavyede gezinen parmaklarım üzerinde karseh ojesi, onların parıldamasını görünce yüzümdeki muzır gülüş..
bu günün mutluluğu da bu şekerim..