20111030
20111020
sakın sorma neden böyle diye
"elleriminin arasına
hapsettiğim ışık
güzel şeyler düşünmeye
çırpınıyor
kalbimi öyle çok
sıkıştırmışım ki
mutluluk içinden
azar azar damlıyor
nasıl bir yokluksa bu
kimseyle dolmuyor
nasıl bir romansa
arasına ne koyduysam solmuyor
sakın
sorma
neden böyle diye
dilim dönmez
bırak dönsün dünya
bensiz...
gitmeye öyle çok alışmışım ki
sevmeyi deneyince
içim hoşçakal diyor
nasıl bir yokluksa bu
kimseyle dolmuyor
nasıl bir romansa
arasına ne koyduysam solmuyor
sakın
sorma
neden böyle diye
dilim dönmez
bırak dönsün dünya
bensiz...
aradığım bir yaprak
ormanda
kaybolmuş
bulamam
okunmadan o yaprak
bitmiyor
bu roman.."
p.s: bi süredir repeat'te bu parçayı dinliyorum gümbür gümbür..beni acayip mutlu ediyor..
az biraz sonra, üşenmezsem yazcam bi sürü şey konu ile ilgili..
ama sakın sormayın neden (şimdi) böyle diye..
:)
20111016
20111012
20111011
20111007
tesbit
p.s: bir yerde mi okudum, yoksa ben mi dedim bilemedim. demiştir öncesinde kesin başka birileri bende okumuşumdur filan.
20111004
içseslerin birbiriyle dialoğu
mathy içses2) Soo des ka?
mathy içses3) I don't think so.
mathy içses4) Bence, senin kafan karışmış..
p.s: evet kafam allak bullak.
:)
20111002
alıntıdır.
Genellikle önce düşleriz, sonra düşümüzü kafamızda temize çekeriz.Daha sonra da, benim o gün yaptığım gibi, gerçekleşeceğini sanır, eyleme geçeriz.
“Nimet, gelsene bizim balkona oturalım” diye seslendim.
O da bahçeden benim fasulyeyi ekmeksiz yediğimi görüyordu besbelli.
“Ya, geleyimde ekmeğimi ye, değil mi?” diye yanıt verdi ve çıkıp gelmedi yanıma.
O, ekmeğini kuru kuruya yedi, ben de fasulyemi ekmeksiz bitirdim.
Yaşamım boyunca, paylaşma ve yaşama uğruna, başta yürekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insanlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam coşkusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler, tıpkı Nimet’in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Kendileri de katıksız kaldılar, katılamadılar yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi. Çoğunun tutumu tıpkı Nimet gibi oldu.
“Ya, sen de benim ekmeğimi yiyeceksin ama…” "
Piano Piano Bacaksız- Kemal Demirel, sf. 18
