20111020

sakın sorma neden böyle diye


"elleriminin arasına

hapsettiğim ışık

güzel şeyler düşünmeye

çırpınıyor


kalbimi öyle çok

sıkıştırmışım ki

mutluluk içinden

azar azar damlıyor


nasıl bir yokluksa bu

kimseyle dolmuyor

nasıl bir romansa

arasına ne koyduysam solmuyor


sakın

sorma

neden böyle diye


dilim dönmez

bırak dönsün dünya

bensiz...


gitmeye öyle çok alışmışım ki

sevmeyi deneyince

içim hoşçakal diyor


nasıl bir yokluksa bu

kimseyle dolmuyor

nasıl bir romansa

arasına ne koyduysam solmuyor


sakın

sorma

neden böyle diye


dilim dönmez

bırak dönsün dünya

bensiz...


aradığım bir yaprak

ormanda

kaybolmuş

bulamam


okunmadan o yaprak

bitmiyor

bu roman.."


p.s: bi süredir repeat'te bu parçayı dinliyorum gümbür gümbür..beni acayip mutlu ediyor..

az biraz sonra, üşenmezsem yazcam bi sürü şey konu ile ilgili..

ama sakın sormayın neden (şimdi) böyle diye..

:)

20111007

tesbit

Gölgede olan insanın gölgesi olmaz.



p.s: bir yerde mi okudum, yoksa ben mi dedim bilemedim. demiştir öncesinde kesin başka birileri bende okumuşumdur filan.

20111004

içseslerin birbiriyle dialoğu

mathy içses1)  La vita è bella.
mathy içses2)  Soo des ka?
mathy içses3)  I don't think so.
mathy içses4)  Bence, senin kafan karışmış..  



p.s: evet kafam allak bullak. 
:) 

20111002

alıntıdır.

"Bağdaş kurup fasulyeyi yemeye başladım. Az sonra sokaktan bahçeye giren Nimet’i gördüm. Tek kanatlı tahta kapıyı açıp içeri girdi. Elinde, kocaman sandal gibi bir dilim ekmek vardı. Yanında yiyecek başka bir şeyi yoktu, katıksız yiyecekti besbelli. Altı yaşındaki bir çocuk bile hesap yapabiliyor kimileyin. İçimden söyle diyordum: Nimet yukarı çıksa, balkona gelse, ben ona fasulyemden versem, o da bana ekmeğinden verse, katıştırıp bir güzel yesek, ne iyi olur.

Genellikle önce düşleriz, sonra düşümüzü kafamızda temize çekeriz.Daha sonra da, benim o gün yaptığım gibi, gerçekleşeceğini sanır, eyleme geçeriz.

“Nimet, gelsene bizim balkona oturalım” diye seslendim.
O da bahçeden benim fasulyeyi ekmeksiz yediğimi görüyordu besbelli.
“Ya, geleyimde ekmeğimi ye, değil mi?” diye yanıt verdi ve çıkıp gelmedi yanıma.

O, ekmeğini kuru kuruya yedi, ben de fasulyemi ekmeksiz bitirdim.

Yaşamım boyunca, paylaşma ve yaşama uğruna, başta yürekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insanlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam coşkusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler, tıpkı Nimet’in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Kendileri de katıksız kaldılar, katılamadılar yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi. Çoğunun tutumu tıpkı Nimet gibi oldu.


“Ya, sen de benim ekmeğimi yiyeceksin ama…” "



Piano Piano Bacaksız- Kemal Demirel, sf. 18