20080506

çin prensesi olcam ben.



an itibarıyla çin prensesi olmaya karar verdim.
an işte...
insanın bi an'ı bir an'ına uymuyor.
hem uysa ne olacak ki...
he he..

20080505

olimpos music fest

"evim evim güzel evim!" modunda kocaman naralar atmayı planlarken, sabahleyin arka taraftaki inşaatın sesiyle uyandım, bu narayı atmaktan vazgeçip kendime has küfür yoluyla arkadakilere bir güzel geçirdim.
onlar tabiki duymadılar.
neyse.
yarın hıdırellez.
etrafta bi gül ağacıda yok ki dilenk dileyeyim.

bugün kışlıları kaldırıp yazlıkları dolaba yerleştirdim hazır eve gelmişken.
"aa bu da varmış","bakiim oluyor mu hala" modunda.
insanın üniversite yıllarında giydiği ve atmaya kıyamadığı kıyafetlere an itibarıyla girebilmesi süper bi duygu.
hoş modası geçmiş ayrııı...
giymem.
dile kolay 10 sene ve üstü.
boru mu?

yarın  antalya'ya gidiyorum.
uzaktan davulun sesi hoş gözükür...
kıskanın, imrenin, hatta çatlayın...:P

16ındaki
şu festivale biletimi aldım yalnız yalnız, gelen olarsa beklerim efenim.

konser ve tatil deneyimlerimi üşenmezsem paylaşırım bi ara...

kendinize iyi bakın, geceleyin gül ağacında dilek dilemeyi unutmayın!

20080430

Yeni yazımda “yok” yok! Hakikaten...

İnançsız ve amaçsız bir yaşantının nasıl olabileceğini usunda canlandırmaya çalışırken, kendini:birden o hayatı yaşarken buluverdi.
Hayat memat denen şey; biraz karışık ve karmaşıktı onun için... tüm düzensizliği hatta kaosuyla.. çünkü o karmaşık düzensizliğin içinde bile bir düzenin varolduğuna inanmaktan kendini alamayan bir garip mahlukattı.
İnsan dişisiydi. Dişliydi. Ama dişçi değildi.
Tüm garipliklerin alışılageldiği, tüm normalliklerin dışlandığı bir evrende yaşamanın verdiği iç bulantısıyla gecenin gündüze dönmesini bekliyor, gündüzleri güneş yardımıyla aydınlandığında da dünyayı kovalayan ayın karanlık yüzünde insan harici varlıkların yaşayıp yaşamadığını merak ediyor ve ayın aslında karanlık bir yüzünün olmadığını, biz o yüzü görmediğimiz için karanlık sıfatını yakıştırdığımızı kendine kendine söyleyip, diğer bildiği şeylerden ayrımsıyordu.
Bilinçdışı düşüncelere kapılmanın bilinçsizliğiyle, bilinçiçi bilgiçlikle karnının acıktığını farketti ve aç fıtratla dönmeden; midesindeki kurt onu dahada kemirmeye başlamadan; midesine lezzetle afiyetle yenebilecek, çikolatalı tardöletlerden indirmek için mutfağa doğru yollandı.
Yanında bir kahve de içse fena olmazdı.
Beynindeki kurdun onun kemirmesine alışmıştı da midesininkine alışamıyordu.
Tardöletler Fransa’dan gelmemişdi, hoş zaten “tardölet”in fransızca olup olmadığınıda bilmiyordu, yemek kitabındaki bi tarife göre yapmıştı ki o kitap saatli maarif takviminden bile eskiydi.
Yollanmanın bir yürüme eylemi, ocağa suyu koyup ateşi yakmanında başka bir eylem olduğunu biliyordu. en kötü eylemin eylemsizlik prensibinden daha iyi olduğunu düşünür gibi oldu ama o düşündüğü şeyin eylemsizlikle ilgili olmadığını hatırladı.
Ardından kendine iki şekerli kahvesini hazırladı.
Çikolatalı tardöletlerle kahvenin enfes tadını damağında ve dilinin pütürlü yerlerinde hissederek, bir lezzet yolculuğuna doğru gözlerini kapadı.
Tamda lezzettin doruklarına varmak üzereyken atemencurae’sına, kullandığımız halk dilinde “boğaz”ına kırıntı kaçmasıyla, tarif edilemez bir şiddette öksürüğe yakalandı.
Öksürüğü yazar olmayan ben tarif edemem zaten tarif edilemez olduğunu yukarda yazdım, neden tarif etmeye çalışayım ki?
Alla alla...
Alengirli kitaplar okuyup, bazen bi cümleyi iki üç kez tekrarladığımdan ve bi bok anlamadığımdan hatta alengirli bloglar okuyup yine cümleleri bi kaç kez okuyup yine bi bok anlamadığımdan bende öyle alengirli, çapraşık, kıpraşık ,çarpık, karmaşık kocaman bazen gerçektende manasız cümlelerle bir yazı yazmaya çalışayım dedim.
Yazdım da.
Cümlelerim kendimce gayet manasız olsun diye uğraşırken yine olmadı, bi şekilde mana kazandılar.
Beceremedim yine karman çorman şeyler yazmayı.
Okuyan yine anlayacak.
Kahretsin.
:P
Ben yine; bişey anlamaya çalışıpta anlamadığım kitap ve bloglarımı okumaya geri döneyim, cümle sonlarında “şimdi ne demek istemiş acebağ! anladıysam arap olayım” cümlemi sık sık tekrarlayayım kendime.

P.s: Mudanya’da yağmur yağıyor yine..
Ve ben dışarıyı izlemek için camdan bakıyorum.
En arap halimle...
He he...

p.s: “atemencurae” kelimesi tamamen uydurmasyon olup tıp literatüründeki yazılışını, yazıyı yazarken internetim olmadığından bulamadım. Siz onun bi de literatürdeki adını bulup okuyuverin hayrına.
Yok hayırsızsanız o sizin bileceğiniz bi iş.
Ben bilemem.
:P

p.s: dediğim gibi yazımda “yok” yok...
:)))))))))))))

20080417

sanırım

insanın bi sorunu olduğuna karar verip, o sorunun kendisi olduğuna kanaat getirmesi durumunda, yapması gereken tek şey yalnız kalmamasıdır...
ebet...
gidiyorum ben...
içimdeki öfkeyi dindirmeye...


20080414

ben böyle güzelim!

yormadan yorulmadan kimseye dokunmadan
duymadan konusmadan kendi dünyamda yasarım ben
dilim acıtır konusursam sehrim uymaz boşluğuna
elim gitmez sevmezsem kelepçe takmam
boşu busuna manzaraya daldım ses çıkarma
gerçek can sıkar beni uyandırma
ben böyle güzelim falan filan ben burda güzelim
falan filan kırmadan kırılmadan
kimseye aldırmadan duymadan konusmadan
kendi dünyamda yasarım ben
dilim acıtır konusursam
fikrim uymaz yanlışına
üzer seni söylersem hiç takılma boşu boşuna
manzaraya daldım ses çıkarma
gercek can sıkar beni uyandırma
ben böyle güzelim falan filan
ben burda güzelim falan falan
ben böyle güzelim falan filan
ben burda güzelim falan filan
uyandırma!
uyandırma!

20080406

...



Değişim.
Değişmek.
Değiştirmek.
Değiştirmeye çalışmak.
Değiştiremiyor olmak.
Değişmiyor olması.
Değişmemesi...
Değişebilir olmak.
Değişmeye direnmek.
Değişmemeye direnmek.
Çabalamak.
Uğraşmak.
Yeniden doğuncaya kadar, yeniden oluncaya kadar beklemek
...
Ya da beklememek...
Bekliyor olmak
...
Bütün mesele, burda
...

ölülerin şerefine...


sizin için artık ölü olan insanların, kendilerince,  ölmek gibi bir lüksü yoktur...
bu lüksü onlardan  çok öncesinde alıp, onları öldürmüşsünüzdür bile...
ölen bi kere daha ölebilir mi hiç?
ölsede umrunuzda olar mı bilmem...


20080405

ben, yoruldum...



yoruldum...
sanki...
biraz...
ebet...

20080403

masal masal mathy'tas kaynanamın dötü tas! :P


Vakti zamanında bi hasta varmış taa eski zamanların birinde...
Belkide günümüzde...
Kimbilir...
Şahsen ben bilmiyorum...
Ben sadece anlatıcıyım...
Bu hasta, hastalığının ne olduğunu biliyormuş, bu hususta onu tedavi edecek, edebilecek teeek doktara gitmiş birgün..
O güne kadar türlü türlü doktor denemiş, hiçbiri derdine derman bulamamış...ayrıı...
Bulduğunu sananlar olmuş ama, o hiiiç iyileşmemiş...daha beter kötüleşmiş...
Kalıcı hasarlar almış vücuduna üstelik, yanlış tedaviler yüzünden...
Derken bu doktora bel bağlamış, medet ummuş...
Çünkü o doktorların en aama eeeen doktor ötesiymiş...
Doktor sormuş;” neyiniz var?”
Hasta anlatmış; “buyum, buyum” var...
“Hımm “demiş doktor...”Bu ilaçları kullanın, bitince tekrar kontrole gelin...”
Bir iki ilaç vermiş doktor, hasta bişi dememiş,eczaneden ilaçları alıp kullanmaya başlamış işe yaramayacağının bile bile...
Çünkü o verdiği ilaçları daha önceden kullanmışmış...
İlaçları kullanmış işe yaramayacağını bile bile, zaten doktorda başından savmış onu, o an yapması gereken işler varmı ş, öncelikleri varmış hayatında o anki hastadan başka, çokta umursamamış, hasta da farkındaymış ama bişey dememiş, dememeye çalışmış...susmuş...içine atmış...
Günler geçmiş, ilaçlar bitmiş hasta yine doktora gitmiş, asıl devanın onda olduğunu bile bile...
Doktora tekrar durumunu anlatmış, doktor sadece dinlemiş...
Hasta anlatmış, doktor dinlemiş...
Hasta anlatmış, doktor dinlemiş...
Hasta anlatmış bi daha, doktor bi daha dinlemiş...
En sonunda hasta devanın onun ecza dolabında saklı olan ve sadece onun verebileceği bir ilaçta söylemiş...
Doktor tepkisiz kalmış...içindeki sesleri hastaya söylememiş...
Hasta bunu hiç bilememiş...
“Kimbilir ne geçiriyor aklından acaba?” diye de düşünmüş hasta...
O da doktora bişey dememiş bu hususta...
“Benim ilacım sizde, sizin dolabınızda,eğer bana verirseniz sizin uygun bulduğunuz dozlarla, iyileşirim” demiş en sonunda, açıkça...
Doktor olduğu yerden bakmış hastaya şöyle bir; “üzgünüm” demiş, “veremem” diye eklemiş, çarenin o dolapta olduğunu bile bile, “bu benim yapıma aykırı, yapamam, ben böyle bir doktorum, beni böyle kabul edin...”
Hasta “ bu durumda bana ölmekten başka bir çare bırakmıyorsunuz “ demiş.
Doktor “evet” demiş.
Hasta “peki ben ölmeye gidiyorum o zaman”demiş.
Doktor ses çıkarmamış, hasta anlamış doktorun “tamam , siz bilirsiniz” dediğini.
Hasta, üzülmüş ama çokta belli etmemiş...
Teşekkür etmiş, o zaman zarfında ona vakit ayırıp dinlediği ama anlamadığı için...
Kapıdan çıkmış, gitmiş...
Bir süre sonra ölmüş...
Ama içi rahatmış, kendine tekrarladığı tek şey “ben denedim en azından”mış...
Doktor hayatına devam etmiş, hastanın neden öldüğünü bilsede çok umursamamış, öncelikleri hep o hastadan önceymiş çünkü...
Gelecek bi sürü hasta varmış ne de olsa...hasta dediğin nedir miş ki onun için?

Bu masalda burda bitmiş...


p.s: kıssadan hisse; 1)isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü olayı...
2) the secret kitabı burda bok yer...her ne kadar istesenizde...
3) hayat devam eden bir şeydir, kalan sağlar bizimdir ama hep kötüler kazanır...
4) allah onların-kötülerin cezasını bu dünyada olmasada öbüründe verir muhakkak, niyeyse!!!
5) inanmak güzel bişeydir, inandığınız değerleri kaybetmiş olsanızda...
6) hastanın mezarına çiçenk gönderiverin hayrına, anlatıcıyıda es geçmeyin...
7) anlatıcıya çiçenk göndermeyin, para kabul ediyor-um...
8) he he...
:))))

20080401

kar zarar hesapları

değişken bir ruh hali içinde olup, yanar dönerliyim...
ne nedir, ne değildir bilmiyorum...
ayın hem aydınlık yüzü hem karanlık yüzüyüm, ikisini de aynı anda içimde, üzerimde, benliğimde barındırıyorum...
bir yerde bir yanlışlık var, bunu farkediyorum...
farkedebiliyorum...
o yanlışın nerede olduğunu bulmaya çabalıyorum...
kaynağına doğru giderken, kendimi "orda" buluyorum...

p.s: insan kendi şansını kendi yaratmalı...başkalarını beklerken, onlardan medet umarken kaçırdığımız yılların, ayların, anların bedelini yine kendimiz ödüyoruz...
bizden birtek kendimiz anlarız, kendimize ancak kendimiz yardım edebiliriz...
bana benden başkasının bir faydası yok...
size de...
bazen faydayı bırak, zararı çok...
öğreniyorum...

20080331

uyku ve uyku problemi çözmek üzerine...



oldum olası benden önce uyuyan insanlara imrenmiş, gıptayla bakmış, sonrasında kıskanmışımdır...
hatta esefle kınayıp, kızmışımdır...
annem, kardeşim, 13171215...
babamı saymıyorum, o ben gibi, ya da ben onun gibiyim...
o da hemen uyuyamaz...
bende...
uyku problemim var benim...
var ya da yok...
öyle hemen uyuyamam...

dün bile 2 de yatıp saati 5 yapmışken, kafa da bisürü düşünce birbirini kovalarken, 
uyumak için müzik bile dinlemişken, 
"aaa ben bunları yarına unuturum, dur yazayım" deyip deftere telefon,i-pod ışığında bişiler çiziktirmişken( uyku kaçmasın diye ışığı bile açmamışken) bile uyuyamamak 
sinir bozucu hatta ötesinde bişey...
sabah; anne bana evinde gayet suratsız bi şekilde kalkmışken, kendine küfredişler bile durumu kurtaramadı iç dünyamdaki hesaplaşmalardan...
ne dedim şimdi ben?
anlamak için geri dönmicem bile...
ne  demek istedim bilmiyorums...
neyse...

eve geldim, görmemişin interneti olmuş şeklinde dalmışım bilgisayara, günlerin ayrılığı tabi...
bişiler okumuşum...
sonrasında bi yorum yapmışım ki...
yazdığıma ben bişe şaşmışım...
yazdığım yorumu yazarken, bi daha, bi daha yaşamışım...
umarım okuyanlarda yaşar...

bakalım yaşayan yazar etkim o kadar etkili mi?
daha ölmedim beeennn...
he he...
paylaşayım istedim, orada yazılanlar benimde olsun istedim...
buyrun bakalım...

"hep böyle uyuyabilen insanlara imrenmiş, ötesinde kıskanmışımdır…
nice adamlar sevmişimdir ki hepsi benden önce uyumuştur…saçımı okşarken uyuyakalan,
“sen uyuyana kadar ben uyumayacağım” deyip sonrasında gözleri uykuya teslim olan, en güzel sevişme sonrası bile…
“ben burda uyuyamıyorum” diye diğer odalarda yatmışlığım bile vardır, sıcacık aşk yatağını terkettiğim, sabahında pıtır pıtır ayak sesleriyle uyandığım…ısıttığım yatağıma alıp, üşüyen ayaklarını ısıttığım…
her daim bir tilki uykusu…hazır ve nazır…
koruma, korunma içgüdüsü…
açık kapılı odalrda uyumayı hiç sevmem…
yüzüm dönük uyuyamam hiç bir insana; nefesimin ritmi bozulur hatta, ona eşlik etmeye çalışır, takılır kalır, dönerim arkamı uyumak için yine en güzel sevişme sonralarında bile, beni sarıp sarmalar, huzur bulur bedenim, ruhum…ve ben inatla, tüm yaşadıklarıma rağmen; benden sonra uyuyacak adamı beklerim…"

p.s: kendimce yazdıklarım çok hüzünlü geldi, yine kendime acıdım...
yarın kurs var, uyumaya çalışayım...
:)
gittim geldim ötelere, canavar gibiyim...
vvööğğğrrrvvvvv...
bi de böle bişi vardı...