Ben Avrupa taksisiyim, karşıyı öyle çok bilmem. Bildiğim yerlerde üç beş yerle sınırlıdır. Onlarda gezmek, yemek ve içmek için gidilen güzel ve özel mekanlardır.
İş görüşmelerine giderken az çok İstanbul’u keşfettim denilebilir.gitmediğim görmediğim gitmeyeceğim ve bir daha görmeyeceğim bissürü yere gittim.
Ha arada verdiğim yol paralarına, iş görüşmesi sonrasında harcadığım vakit kaybına çok üzülüyorum ayrı.
Resmen bunalıma giriyorum.
Tee geçenlerde Kozyatağına ithalat ihracatla ilgili bir şirkete iş görüşmesine gittim, kendimce iş görüşmesine giyilecek en şık kıyafetlerimden birini giyererek.
Klasik etek tarzındaki şeylerden nefret ediyorum.
İnsanı kadınlaştırıp, acizleştiriyor sankim. Bende bu etkiyi yaratıyor.
Etekte kısa etenk severim ama iş görüşmesindede kısa etenk uygun kaçmıyor.
Bi de kot etek severim.
Kot etek ayrı.
Kumaşın cinsinden olsa gerek onun kendine ait bir sertliği, bir asiliği var, ütü de istemiyor zati.
Neyse, görüşmeye geç kalmamak için erkenden yollara düşüp , erkenden mekanda olup randevu saatini bekliyorum.
Etrafı gözlemlemek hoşuma gidiyor, acaba nasıl biyerde çalışacağım, insanlar nasıl vs. Diye düşünürken, mekandaki tüm çalışanların kadın olduğunu keşfettim, birde sehpada duran dergilerin 2007’e ait araba dergisi olduklarını.
Keşif buda tarih olayında. Yoksa üstündeki arabadan derginin ne dergisi olduğunu anlamak çok kolay.
Birileri wc’ye gitti, birileri sigara içmeye başka bir mekana geçti.
Hepsinin ortak özelliğide düğüne gider gibi giyinip, topuklu ayakkabı giymeleriydi.
Hele o tuvalete giden kadının sen de 13, ben diyeyim 11 pountluk kırmızı topuklu ayakkabılarını görünce ister istemez gözlerim son derece şık ama topuksuz turuncu ayakkabılarıma takıldı.
Hayır komplekse girmedim ama kendimi bir an için “sex and the city”nin setinde arkadaki figüranlar gibi hissetmedimde değil hani.
Gittiğim yer kıçıkırık dış ticaret şirketiydi ama ne pazarladıklarını, ne hizmet verdiklerini bilmiyordum.
Zaten mekan tamamen beyaz deri ve kırmızı koltuklarla sonradece şık ve yapay döşenmişti.
Ruh yoktu.
Neyse vakit geldi, patronun odasına girdim, dışardaki ruhsuz mekanın aynısı, önce başka bi yetkiliyle görüştüm biz konuşurken içeri patron girdi bizi dinledi, adam şekil, saçlar biryantinli kolunda son derece pahalı bir saat, süzüm süzüm süzüldü, süzdü.
Yapılacak işin detayları üzerine biz öteki yetkiliyle konuşurken bizim patron lafa girdi ve aynen şu cümleyle bana; “sen ne burcusun kız” dedi.
Ahanda kızgın kumlardan serin sulara atlamak etkisi bu olsa gerekti.
Kaynar su etkisi yaşamadığımdan, “başımdan kaynar sular boşaldı” diyemeyeceğim.
“Akrep” dedim kekeleyerek. Hiç akrep gibi durmuyormuşum, kıpır kıpırmışım.patron öyle dedi. “Hımm” dedim.
Ardından yükselen burcumun ne olduğunu sordu.
İçsesler “ama, ama” derken, “yengeç ya da aslan” dedim, “bilmiyorum”.
Adam “aslansın sen” dedi, cv’im önünde- yenibiris.com’dan çıktısı alınmış son derece karizmatik- üstüne “akrep- aslan” diye yazdı.
Kükresem mi diye düşündüm ama bittiğim an o andı benim.
Üç beş işle ilgili diyalogtan sonra bana sormak ya da öğrenmek istediğim birşey olup olmadığını sordu.
İçses “dallama demin kredini bitirdin ben sana daha ne sorabilirim ki” derken, dışses “yok, teşekkürler dedi kendinden emin.
“Bizim birkaç görüşmemiz daha var onlardan sonra cumartesiye kadar biz sizi ararız” dedi.
“Peki” dedim, iyi çalışmalar dileyerek, kulağımda “sen ne burcusun kız” yankılanmalarıyla evime doğru yol aldım.
Dönüş yolunu bilmediğimden bu süre düşündüğümdende uzun sürdü.
O günün bana kazandırdığı birşey yoktu ama kaybı çoktu;6 saatlik vakit ve yol parası kaybından başka birde moral bozukluğu.
İçsesler “ama niye ya” diye diye, kendimi iyi hissetmek için yattım uyudum eve geldiğimde.
Uyku sonrası biraz kendime geldimdi.
Cumartesiye kadar beni arayıp aramadıklarını bilmiyorum, yine depreşip telimi kapadığım bi döneme denk geldiler artık kim kimin için bir kayıp oldu bilemiyorum.
“Sen ne burcusun kız” sorusununun geyiği arkadaş ortamlarında güzel malzeme oldu ayrı.
p.s: o kadar çok iş görüşmesi olumsuzluklarım var ki "sıçarım lan gaganıza" deyip agustostaki öğretmen kontenjanlarını beklemekteyim.
öğretmen olcam gene ben...
en güzeli ve temizi.