20090831

uyurgezer olmaktansa uyurkulak murat olmak yeğdir...

Çok süper ve muhteşemus bi kitap okuyom şimdilerde-tabi kendimce; dün ve bugün okudum, bu gece de okucam...

Murat Uyurkulak-Tol

sizde edinin.



p.s: bu bitince HAR'ı da alacağımdır...

p.s2: "insana engel olan yine kendidir" dedi 'yakışıklı' karakteri,  şhrek filminde demin... 

çok doğru.

20090830

domatesin suyu

farklı zamanlarla, farklı yerlere; kaat parçası, defter yaprağı, bilgisayar dökümanı vs. gibi yazdığım şeyleri görünce “hımm” diyorum, ben bunları yaşamışım geçmişte.
unutmuşum.
karşıma çıkınca hatırlıyorum. dünkü postta öyle bişeydi işte...
çöplük haline halen bilgisayar verilerimi toplarken buldum.
geçmişte yaşanan hiçbirşey kaybedilmiyor aksine hep kaydediliyor.
unutmak istediklerinde çok sevgili beyin tarafından itinayla unutulmuş gibi yapılıveriyor.
ama...

bi de bu sabah bana domatesten gözüktüler.hayır, sol taraftan falanda kalkmadım, zaten kapı itibarıyla yataktan hep sağımdan kalkmam icap ediyor.
tostum için incecik bir dilim keserken, sanki tavuk gırtlaklıyormuşum gibi, su fışkırdı, cetvelle ölçsen 30 cm.yi bulur o kadar diyeyim. hayır çok sıkmadımda. "yuh" dedim, domatese kızdım "layn" diye. "senden güzel salata olurmuş, tostta ziyan ettik."
anlamadı tabe, çoktan mefta olmuştu...
:P

20090829

hani bazen, herşey olması gerektiği gibi diyorum.

hani bazen, ben bunları haketmedim diyorum.

hani bazen, neden diyorum.

hani bazen, neden diye soruyorum kendime...

cevapları bulamadığımda...

hani bazen bissürü cevap buluyorum ama aldığım cevaplar hoşuma gitmiyor.

hani bazen "kendim"e verdiğim cevaplar hoşuma gitmiyor.

(hani başkalarının verdiği cevapları,' es' geçiyorum; kayda bile girmez sanki benim hayatımda...)

işime gelmiyor.

o yüzden uzatıyorum.

yine kendimce...

hani ben sana ne diyorum?

hani bazen sen, bana ne söylüyosun...

biz'im bişey anladığımızı sanmıyorum.

işin komik tarafı 'biz'den geriye ne kaldı ki? 

ne fena...

günler geçiyor...

sana göre.

bana göre..

beklentilerle doğru orantılı...

ben farkındayım...

ama sen...

...

...



p.s: herşeyin farkında olarak kıçıkırık bi kanalda boktan bi dizi izliyorum an itibarıyla, o da bana gelen bi msj üzerine... kuscam ayrı...kıçımın kenarı...

neymiş eskişehir'de geçiyomuşşş.

geçelim bunları, öğrencilik günleri geçmişte kaldı efenim....

neden

"Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl'a katlanabilir."

Nietzsche

20090827

20090825

fark

"iş yerinde bir sürü kadınla çalışmak çok fena" dedimdi Ati'ye, "üstüne başına, ne giydiğine, ne taktığına dikkat edip inceden inceye süzüyolar."
"işyerinde kadın çalışanla erkek çalışanın farkıda bu" dedi.
"nasıl yani" dedim anlamadan.
"biz kadınların ne giydiğine bakmayız, açıkta bişey var mı diye bakarız" dedi.
koltuğun yastığını fırlattım.

20090823

günün mutluluğu

yetmişküsür yaşındaki köylü ananemin, telefonu kapatırken bana "baybay" demesine bayılıyorum.
canım benim yaaa!
:)



p.s: telefonu kapatırken "baybay" diyerek gerekli yönlendirmeyi yapıyorum, bilerek ve isteyerek ayrıı. :)=

20090822

fosforlu cevriye

işe giderken gördüğüm fosforlu turuncu tulum giymiş,  şişli belediyesi işçilerini  fosforlu kaleme benzettim; geçen çarşamba sabahı. 

onlar; geçtiğim tüm yolları süpürürken, aslında çiziyorlardı ve farkında değillerdi.

:)

20090821

.

belki birçok insan kırılıp, üzülüyor(ben bile dahil) ama "herşey olması gerektiği gibi" olduğundan, ne kadar üzülsemde; mutluyum.

sanki...

20090817

eti puf'fff

Etrafa bakınca halimize şükredecek o kadar şey var ki, anlatamam!!! hani olurda etrafındakileri görmeyenlergöremeyenler için Show’daki “yemekteyiz” programını izlemelerini öneririm.

Her izlediğimde hayretler içindeyim, onlar gibi olmadığıma şükrediyorum.

Ne fenalar yaw!

Yarışmanın konsepti mi bu yoksa, o insanlar gerçekten öyleler mi bilemiyorum. En iyimser halimle “konsept” diyorum, geçiştiriyorum.

Neyse.

O değilde Cnntürk ’te “lezzet durakları” diye bi program var, o adamın göbeğine sahip olmak istemesemde o adam yerinde olmak istedim an itibarıyla.

Adamınki de iş hani.

Bende öyle bir iş istiyorum.

Evet.

 

 

p.s:bir de kabak çiçeği dolması yemek istiyorum. Acilen.

Şişcek bi taraflarım.

p.s2:hayır aç değilim, yine öküz gibi yedim demin. ama hala açım. :/

eti puf'fff

Etrafa bakınca halimize şükredecek o kadar şey var ki, anlatamam!!! hani olurda etrafındakileri görmeyenlergöremeyenler için Show’daki “yemekteyiz” programını izlemelerini öneririm.

Her izlediğimde hayretler içindeyim, onlar gibi olmadığıma şükrediyorum.

Ne fenalar yaw!

Yarışmanın konsepti mi bu yoksa, o insanlar gerçekten öyleler mi bilemiyorum. En iyimser halimle “konsept” diyorum, geçiştiriyorum.

Neyse.

O değilde Cnntürk ’te “lezzet durakları” diye bi program var, o adamın göbeğine sahip olmak istemesemde o adam yerinde olmak istedim an itibarıyla.

Adamınki de iş hani.

Bende öyle bir iş istiyorum.

Evet.

 

 

p.s:bir de kabak çiçeği dolması yemek istiyorum. Acilen.

Şişcek bi taraflarım.

20090815

bir cumartesi gecesi evde, Mutlu ve Mesut takılıyorlardı.

Demin izlediğim filmde "hiçbirşey sonsuza kadar sürmez" diyodu.Bende elimdeki Efes şişe biradan bi yudum daha aldım ve biramı bitirdim, filme hak verdim. Test edip, onaylayarak.
Yine aynı filmde "herşey mümkündür"de diyodu. Kalktım, dolaptan bi Efes bira daha alıp içmeye devam ettim.
buna da hak verdim, akabinde test ettim onayladım.
:P

20090814

uyuyun siz de! bi de dido yiyin, rahatlayın.

keskin sirke küpüne zarar...





p.s: ne zaman sinirlensem, köpürsem bu lafı hatırlayıp;  kendime hakim olmaya çalışıp; gece sonunda kendimi uykuya sevk ediyorum...
bir süredir.
test ettim, onayladım.
fevkaledenin fevkinde başarılı...
p.s2: sevk etmek mi, sevketmek mi bilemedim.
p.s3: tdk 'ya bakamayacak kadarda üşengeçtim  "an" itibarıylan.
p.s4: bi de çok sinirliyim...anlatcam sonra.
p.s5: dolapta dido var, yiycem birazdan... seratonin kıyağına...
ihtiyacım var...

marla singer dikiş makinası


sevgili Marla, ne zaman ağzımda bir yara oluşsa aklıma hep sen geliyorsun! 
bir haftadır çektiğim acıyı bir ben bilirim.

20090808

07.08.09

dün aldığım kitabın üzerine 07.08.09 tarihini atmak çok hoşuma gitti.
bi de şu an güneşin batışını izliyorum, o da çok güzel.



p.s: bir süredir canım dolma kalem kullanmak istediğinden ıvır zıvır her türlü notu, yazıyı dolmakalemimle yazıyorum, tarihi de onunla attım.

p.s2: dolmakalemin ingilizcesi "fountain pen"miş, bunuda geçenlerde öğrendim, komiğime gittiydi o zaman nedense...

p.s3: bi de tee önceden "fountain" diye götüm gibi bi film izledimdi, benim esas adam wolverine'nin oynadığı, hikayesi falan güzeldi ama bi film bu kadar mı kötü çekilir yaw!

p.s4: bence kıçım filmden daha güzel, biraz basenlerim var o kadar.

p.s5: ah bu kadınlar!

20090806

yetkin dikinciler ve Putin'in potinleri

Şu kendimce acayip zor geçen ruhsal bunalım dönemimde,kendimi spora verdim, no more biliyor.
4 ya da 5 km. bisiklet, ardından kıçı,kolu,göbeği eritmeye yönelik hareketler ve ardından süper tempolu 4 küsür kmlik yürüyüş.
Spor sonrası seratonin salgılanıyor ve ben sanırım sırf bu yüzden bunalıma girmiyorum, haabunda yaz olmasının, beni mutlu eden süper güneş ışınlarının etkiside yok değil hani.
Birazda devekuşu modelindeyim, bi taraflarıma giren şemsiyeyi açmaya çalışmıyorum.
Açmaya çalışan dış güçler oluyor ayrı.
İnsanın yapabilecek hirbirşeyi olmadığı zamanlarda,gerçekten yapabilecek hiçbirşeyi olmadığını öğrendim...
Beklemedeyim.
Koduğumun zamanı, herşeyin ilacı...
Ya da ilacı olacak.
Seratonin yüzünden iyimseriz, ben ve şahsen kendim.
Herşey zamanla değişiyor çünkü.
Zamanın taa mına koyim...
Yapamam ayrı.

Yeni zelandadan döndüm döneli görüştüğüm herkes bana “küçülmüşsün” diyor.
Ordayken öküz gibi yememe ve içmeme rağmen yinede 4 kilo vermişim.
Ordayken tartılacak imkanım olmadı, üzerime büyük gelen giysilerden az biraz anladımdı.
Tr’ye gelince yaptığım tonla şeyden sonra ilk işim tartılmak oldu.
Yetkin Dikinci’lerin hastasıyım.
Demin reklamlarda o çıktı.
Geçen yıl Bursa’da büssürü aday arasından seçildiğim sinema seminerinde, onu tanıma fırsatına eriştimdi, adam felsefe mezunuymuş ve tiyatrocu.
Tiyatrocuları sevmem ama felsefeyi çok severim.
Ses tonu mükemmel, o anlatsın sen dinle, yemede yanında yat.
Oohhh misss...
Bissürü bilgi birikimi var.
Off Yetkin offf...
Sen anlat, ben dinleyeyim...
Neyse.
Haa kilo verdim diyodum, kilo vermek güzel bişey ama bazende kötü bişi...
Sıkıldım, üşenmezsem sonra yazarıms.

Canım ülkeme Putin gelmiş, bu adam bende nedende potin çağrışımı yapıyor...
Nedenini anlamamak için salak olmak gerek sanırsam.
Hooofffff...

Bitmedi, bugün bitmedi...

nedense

az zamanda çok işler başardım ve bugün nedense bitmek bilmedi...
haa güzelmiydi, güzeldi ayrı.
ama artık ertesi güne geçmek istiyorums.




p.s: şu haber24 ne güzel bi kanal öyle...

p.s2: "geri dönüşüm kutusu"ndan sıkıldım, eskisi gibi "bence de" olacağımdır.

20090805

camış deseydin bari

demin havuzbaşına indim,az biraz güneşleneyim diye.
dudakları silikonlu bir anne vardı. oğluyla "salak, öküz" diye konuşuyodu.
çocuğuyla salak öküz diye konuşan anneden hayır gelmez.

ne anneler var ya!
sinir oldum yine.

yanındaki kızında teyzesi ölmüş bir hafta önce, daha yeni haberi oldu, sayesinde ben ve diğerleride öğrendik.
ağladı zırladı biraz.bissürü telefon görüşmesi falan yaptı sonradan.
sonra havuza girdi yüzdü.

ne ilişkiler var ya!
insanın teyzesi ölürde bir hafta sonra mı haberi olar.
o kızada acıdım, kendimce.

dünya ne garip.

20090804

kaymaklı yoğurt mu, benjamin button mu?

Dün aylardan sonra Benjamin Button’u izledim.
Aylardan sonra izlemeninde bir kayıp olmadığına karar verdim, ara ara okkalı şeylerden söz ediyodu, onları pek bi beğendim,mesela “hiçbirşey kalıcı değildir gibi.”
O zamanlarda “hıımm” dedim biraz düşünüp, filmi izlemeye devam ettim.
O değilde film sonunda kafama takılan şey, şu üzerine yedi kere yıldırım düşen adamın hikayesinin yediye ulaşıp ulaşmadığı oldu.
Uykum geldiğinden uyudum, sabahta o soru kafamı meşgul etmeye devam etti.
Bir de asıl o da değil, rüyamda böyle samandradan alınmış, kocaman bir tepsi içinde kaymak gibi bi yoğurt yedim, kaşık kaşık, tadı hala damağımda,
Yok böyle bir lezzet.
Sabah dolaptaki sütaş yoğurt kasesini görünce rüyamın bende bıraktığı o lezzeti kaybetmemek için kapağını açmaya yeltenmedim bile.


Temizlik yapmam lazım.pek bi üşeniyorum.


Soru: Gerçek dediğin nedir ki?
Cvp: birazdan temizlik yapacak olmam.

ben bugün bunları hissettim

Bugün yine bir iş görüşmesi için teee Tarabya’ya gittim, yol keyifliydi, denizi izleye izleye, tek başına bilmediğin bir mekana gitmenin tedirginliği ve keyfini yaşaya yaşaya gittim.
Büssürü insan indi bindi minübüse, oturdu, kalktı yanıma.

Her zamanki gibi erkenden orda idim, trafik açıktı şansıma.Hemen deniz kenarında bir mekanda, parkta bir onbeş dakka kadar oturdum; bir anane(sonradan öğrendim kim olduğunu) ve sanırım özürlü bir çocuğun( ki hala emin değilim,kondurmak istemedim), yediği haşlanmış mısırdan etraftaki güvercinlere vermesini izledim, bir kendi ısırdı anane elindeki kocçandan, bir kuşlara verdi.
Bissürü kuş vardı; güvercin.
Ama hiçbiri gögercin taklası atamıyordu.
görmedim çünkü.

Bi ara serçeler geldi, öbürlerinin yanında çok korkaktılar, onların her kanat çırpışında ürküyorlardı.
Sonra gözüm bi serçeye ilişti, ayağı sakat gibiydi, kıpırdatamıyo gibiydi, hakketten sakattı sonradan farkettim.
Sonra ayağını, bacağını kullanamayan bi serçe olarak şanslı mı yoksa şanssız mı olduğunu düşündüm, uçabiliyodu kanatları ardı ya da tek ayak üstünde sekebiliyodu, uçtuğundan yürümesine gerek yoktu.
Bişeyleri kaybetsede sanki kaybetmiyodu.
karar veremedim.
Annane elindeki mısır kocanını atmak için sola doğru gitti, torunu idil’e seslenip, torun kuşların büyüsünde, farketmedi gittiğini, gözlerinde kocaman şişe dipli gözlükler.
“Anane nerdesin” dedi, “göremiyorum seni” diye etrafında döndü, ben ve yan banktaki kadın elimizle işaret ettik bu tarafta diye, koşa koşa oraya gitti.
Düşcek diye korktum o koşarken.

Ben çocukken hiç kaybolmadım.
O duygu nasıl bişeydir bilmem.

Kardeşim kaybolduydu babannemlerdeyken, belediye anons etmişti o zamanın bana göre kocaman hoparlörlerinden, bizde yani büyüklerde gidip aldılardı belediyeden.
Şimdi anlatınca komikmiş gibi geldi bana.
Gülümsedim.

Oturduğum mekanda güneş yoktu,ağaçların gölgesi vardı, deniz vardı, sessizdi huzurluydu, tekneler vardı, önden geçen kağıt helva ve haşlanmış mısır satan bi amca vardı sarıyer belediyesinden izinli arabalı, bir milyondu mısırları lira cinsinden, sonra arkada da minibüs kornaları vardı, sinir bozucu..
Yanımdaki çocuğun gitmeyen mesaj bipini duyunca bende kalktım, erken olsa da görüşme için mekana gittim yolumu uzata uzata.
Yinede erkendi...
Bekledim.


Ben küçükken hiç kaybolmadım ama büyükken çok boşluğa düştüm.
Sanki.
Bazen hala o boşluktan çıkamadığımı hissediyorum.
His işte.

20090801

ohayo


Dün bi sürü şey yaptım, “Ponyo on the cliff’i de izlemekte bunların arasındaydı.
Miyazaki’nin son filmi.
Beni “spirit away” ya da “howl’s moving castle” kadar çok ama çok etkilemese de beğendim yinede.
Filmde Ponyo adı verilen bi capon balığı var, onun ve bi küçük oğlan çocuğunun hikayesi. Zaten film sonunda ölüyor, daha fazla detay vermek istemiyorum.:P
Ponyo o kadar sevimli o kadar şeker bişey ki hastası olsum, maskotunu, bebeğini,anahtarlığını vs.sini istiyorum. Ama çok istiyorum.
Film arasında, çişim geldi çünkü, arayı ven verdim, tuvalate giderken, kendi capon balıklarıma baktım, “lan bi Ponya kadar olamadınız elalemin balığı konuşuyo, seni seviyom falan diyo” dedim, kendilerine bakan kocaman bi çift göz karşısında yüzmeye devam edip, hiç oralı olmadılar. Muhtemelen benim dilimi bilmiyorlar.Ben şahsen ona kanaat getirdim.
Ben size kendimi anlatmasını bilirim diyerek japonca öğrenmeye karar verdim.

Ohayo millet!


p.s: ohayo = günaydın