20091125

her hayal güzel değildir

bugün okumaya çalışıpta bir süre kendimi veremediğim kitaptan-ders kitabı- başımı kaldırıp, denizi seyrettim...uçan kuşlara martılara ve galiba balıkçıllara falan baktım.

sonra dünya üzerindeki bütün kuşların öldüklerini, etrafta hiç kuş kalmadığını hayla ettim.

önce ekolojik dengenin nasıl bozulabileceğini, sonra kafamıza gökten ölü kuş yağınca insanların tepkisini, sonrada şu dünyanın kuşsuz çirkin olacağını düşündüm...

zira kuşlu bir dünyaya doğmuştuk...

uçan kuşlar güzeldi...

uçan kuşlar kafanızı dağıtıp biyerlere dalıp gitmek için süperdi...


sonra düşündüğüm şeyin, korkunçluğunun farkına varıp önümdeki kitabı okumaya devam ettim.


p.s: kanatlarım olsun isterdim her ay düzenli olarak kullandığım orkidden farklı olarak...

20091123

sevkli eylem olar mı, tabi ki olar...

Çarşamba günü öğretmenler olarak bişeyi protesto için eylem varmış, olayın detaylarını tam olarak öğrenmedim daha.

Şimdilik olayın gaza getirilme boyutuyla ilgiliyim...

Bugün örtmenler odasında bayan hocalar birbirlerini örgütlüyorlardı.

Kadrolu öğretmensen genelde sorun yok ama sözleşmeli vs. İsen sevk almanda fayda var-mış...

Durumunu riske atmamak için...

“Ee” dedim “kadrolu öğretmensen, yurtdışı öğretmenliği, anadolu-fen liseleri öğretmenliği  ya da müfettişlik istiyorsan bu durumun ne gibi sakıncaları olabilir?” diye sordum...

“Sicil notun, vesaireyi nasıl etkiliyor” dedim...

Bi süre sessiz kaldıktan sonra; “sicil notunu etkilemiyor, en fazla soruşturma açarlar, sizde savunmanızı yazarsınız...”

“Hımmm” dedim...

Emin olamadım...

“Sevk almak istesek ve müdür yardımcısı sevk vermezse ne olur peki?” dedim;

“Aa olurmu öyle şey, sevk vermek zorunda...”

Piki..

Daha önceden benzer durumlar için sevk vermeyen müdür yardımcılarım oldu benim...

Günün sonunda tesadüfen öğreniyorum ki, o gün eyleme katılacakların ve bugün konuşanların Çarşamba günleri boş-muş...yani okulda değiller...

Bu kadar çabaya karşı Çarşamba günkü olacak durumlarını merak etmekteyim...

Milli Eğitim-en azından Rize’deki-eylem planını bildiğinden o güne “seviye belirleme sınavı” koymuş...

İyi mi kötü mü bilemedim...

Ben durumun detaylarını öğrendikten sonra eyleme katılıp katılmayacağıma karar vereceğim...

Sevk alıp eyleme katıldıktan sonra her türlü kıçını kurtarıyorsun, onuda öğrendim sağlam kaynaklardan...

Tepki koymak, kendi kıçını sağlama almaktan mı geçer? 

Oldum olası bunu sorgulamışımdır...

"baba parasıyla siyaset olmaz" diyerekten, üniversitedeki siyasi olaylardanda uzak durmuşumdur...yinede tepkili olamamaktan kurtulamamışımdır...

İşin içine “insan” denen şahış girdiyse kendini her türlü sağlama almakta fayda var, bunuda bilirim...

 

Eylem gününün akşamında burda bi öğretmenevinde il genelinde bi yemek var, örtmenler günü yemeği...

Bende gidiyorum; akşamına İl Milli Eğitim Müdürü ve diğerlerinin konuşmalarını merak ediyorum...

“Oohh ne güzel eylem yaptık!” ya da “oohh ohh ne güzel eylem yapamadınız!”.

Taraflar çekişmesi söz konusu...

Ben  etliye sütlüye karışmadan, ordaki büyükbaşların yanında, sürü psikolojisine uyan küçükbaş olaraktan, tabağımdakileri hüpletmeye devam edeceğim...

Buradaki az zamanlık tecrübemde anladım ki burada herkes, kraldan çok kralcı.

bildiğiniz gibi değil...


Ve burası Rize...

Erdoğan’a her türlü, yakın olanlar hep kazanıyor....

Gördüm onayladım...

Tabağımı afiyetle temizledim...


p.s: kendi kendime sinirlendim yine...

ne biçim bi dünyada yaşıyoruz yahu!!!

ülkeyi geçtim artık...

o derece...

dünya haritası

Ha Honduras*, ha Yeni Zelanda...

Ha Honduras, ha Rize...

Ha Honolulu, ha Granada...


Her gidişimde bir daha dönmeyeceğimi bile bile gidiyorum ya,

Her döndüğümdede biraz başkalaşmış oluyorum.

Biliyorsun.

 

Susan öldü bu sefer, gerçekten.

Bizzat kendi ellerimle boğdum, oradan biliyorum.

 

*:Marc Levy-Neredesin?

Can yayınları

20091122

pazar senfonisi

Tatil günlerinde sabahın köründe kalkmak gibi bi huy gelişti son zamanlarda...

sabahın körü dediğim 7-7buçuk falan...

Aynı performansı dersimin erken olmadığı günlerde de gösteriyorum, dersimin erken olduğu günlerdede aksine uyumak istiyorum...yine o saatlerde uyanıyorum zorunlu olarak, ayrı...

 

Sabahları hava daha güzel burda onu keşfettim, öğleye doğru ve öğleden sonra yağmur başlıyor ve hiç dinmiyor...

 

Doğalgazlı diye tuttuğum evin doğalgazı Cuma günü bağlanınca bana ekstrası grip oldu.

Kanıma falan baktılar, virutik değilmiş.

Cuma Cumartesi salya sümük içinde yattım, bugün toparlamışım biraz, en azından burnum akmıyor...

 

Tavuksuyuna şehriyeli çorba, içine bolca nane ve limon sıkınca birebir hasta çorbası oluyor, şiddetlen tavsiye ederim, hasta olduğunuzda üşenmeyin yapın ya da yaptırın.

Bir an öncede iyileşin...

Hastalık çok kötü fena bişey...

 

Geçirilecek upuzun bir gün var önümde, ne yapsam ki acebağ?

Oo piti piti...

20091119

nostaljik

Biraz önce tee yıllar önceki sevgilimle konuştum.

Feysbuktan  birbirimize ulaşır ulaşmaz, sık sık telefonda konuşuyoruz.

(galba en çok o beni arıyor, bilemedim, cevapsızları görünce geri dönüyom çünkü, durum eşitleniyor sanki.)

Deminde, dönen bir sürü geyik üzerine; yüzümde gülücükler telefonu kapattım...

Bir süre sonra, bazı insanlarla neden sevgili olmamanız gerektiğini, o-aynı insanlarla süper arkadaş olabileceğinizi, süper eğlenebileceğinizi anlıyorsunuz...

Olmadı mı olmuyor çünkü...

Aşk anlamında dedim şu an bunu...

Neyse...

Feysbuka girdim biraz önce, birikmiş mailleri kontrol için. Tesadüfen şu fotoya denk geldim...


Anaa dedim Bodrum Kalesi!...

Bugün eski sevgilimin yanında, eski bi arkadaş vardı, onun kankası, ortak arkidiş, üç beş dakka telde konuştuk, aradan 14 sene geçmiş...

O vakitler, o hallerimiz, o durumlarımız, o sırada etrafımızda olan insanlar geldiydi aklıma telefonda konuşurken. 

Film şeridi gibi...

Sonrasında Ace geldi aklıma, o vakitlerle doğru orantılı olaraktan...

Sonra saçmasapan feyste tesadüfen denk gelen foto...

 

 

Biz yıllar önce Ace ile beraber Bodrum'a iki günlüğüne tatile gittiydik, Burus'un yanına-kısmen... 

Burus o sıralarda orda biyerlerde program yapıyordu...

Diye anlatmaya başlıcam....

Arkası yarın dicem...

20091115

ev hediyesi üç beş Borcam istiyorum topu topu...


Yaklaşık(?) 9 ay burada  kalacağımı düşünürsek, bu kadar uzun bir süre “koltukta uyumak”  kendime yapacağım en büyük saygısızlık olduğundan, dün gittim Yataş’dan 150-200 cm. ebatında kocaman bir yatak aldım.

Dün arabaları yoktu, bugün çalışmıyorlardı, yarın kısmetse 5’ten sonra eve teslim edecekler...

Bazası için ‘şu an için’ para vermeye kıyamadım, onun yerine salon için üzerinde  oturabileceğim bi halı aldım, şu satırları onun üzerinde yazıyorum.

Upuzun tüyleri var, altıda keçe kaplı, sıcacık...

Burada kalıcı olmamak adına eşya anlamında sayı olarak ne kadar minimalist takılmaya karar versemde, kendi rahatım, konforum ve göz zevkim için şimdiden, bir sürü eşya almaya  başladım...

Ay bunada ihtiyacım vardı, ay şuda salonda güzel durur vs...

Sonum hayır ola...

 

En güzeli bir sürü eksiği olan bir evde yaşayıpta birşeylere ihtiyaç duyup elinizde olmadığında kalakaldığınız andır heralde, bu bir makas, bir parça ip, bir gazete parçası ya da bir faraş bile olabilir. Ya da küçük bir su bardağı...

Her geçen gün alınacaklar listesine birşeyler ekleniyor.

Çok acı çekiyorum ama bi o kadarda keyif alıyorum.:)

 

Yukardaki fotoğraf gecenin 5-6 sında bi ara uyanıpta, perdesiz penceremden çektiğim manzara.

Evin zaten deniz kenarında olmasına vuruldum ben, yoksa çok eksik gediği var...

Sabah güneşide doğal olarak bana vuruyor şimdilik..:P

 

Olurda yolunuz Rize’ye düşerse ev hediyesi olarak Borcam, bide İkea’dan alınmış vanilya kokulu mumlardan getirin.

Burda dandik, kalitesiz ve kötü kokulu mumlar var...

Haksızlık etmeyeyim gerçi, keşif halindeyim belkide ben keşfedemedim hala...

20091108

Sibel Can ve Banu Alkan 'ın ortak yanları kocaman popoları

iki gündür hiç izlemediğim kadar tivu izledim, üstelik salak salak programlar arasında zap yaptım.

popüler(!) tivu kültürümün olmadığını ve bununda bir kayıp olmadığına kanaat getirdim.


bir sürü yeni şarkıcı türemiş. üç beş klipten sonra, onlar şarkı söyleyebiliyorsa bende söylerim diyerek şarkıcı olmaya karar verdim.

bu yeteneksizliğimle onlardan daha iyi olacağımı da bilmekteyim.


dün akşam Banu Alkan'a denk geldim ordan oraya gezinirken, bu sabahta dedikodu programında Sibel Can'a.

Sibel Can giderek Banu Balkan'a mı benziyor ne?

Sibel Can'ın puan diyeti yaparak kilo verdiğini ve formunu koruduğundan söz ediyolardı.

Ben size söliim o puan diyeti hiç işe yaramamış, karı hala fil gibi...

göz var, nizam var ya!

20091107

şeker portakalım

Dün başladığım Şeker Portakalı'nı sabah uyanınca bitirmeye kalkışmak kötü bir fikirmiş...

Önce üç beş damla yaaşşşşş, süzüldüüü gözlerimdennn.

Sonra iç burukluğu kaldı biraz.

Ne güzel kitapmış, daha yeni okudum.

Vakti gelmiş.

Kitabın sonu hüzünlü olsada, dün altını çizdiğim şu alıntıyla bitireyim bugünkü yazımı;

Yeni ev, yeni bir hayat ve basit umutlar, basit umutlar.” Sf. 63


 

p.s:hep diyorum, kitapların zamanları vardır diye...

20091106

Donkişot Mathy

Yeni Zelanda’dan gelişimin dördüncü gününde  tivuda tesadüfen Redd’in Donkişot şarkısına denk gelip, oradaki iki-üç satır şarkı sözüne resmen tutulup, Ada müzikten albümü almıştım, gayet bilinçli bir şekilde.

Zaten albümü alacaktım ama takıldığım sözler, alma sürecini dahada hızlandırmıştı...

 

Bugünde buraya gelişimin beşinci günü.

Dört geceyi geride bıraktım.

Havanın temizliğinden mi yoksa yapılacak işlerimin olmasının verdiği tedirgenliğinden midir nedir bilinmez, sabahın 8’inde uyandım, saati 10’a kurmama rağmen...

Hava aksine güneşli bugün.

Dört gündür yağışlıydı.

Repeatte yine Donkişot, ben yine uzaklarda...

Yalnız bu seferki uzaklık biraz daha göreceli...

Dünyanın öbür ucuna gitmedim ama Türkiye’nin bir ucuna yakın sayılırım.

Kaçıp evden uzaklara

Şehre bakalım aylak aylak

Kaçıp gerçekten uzaklara

Hayallere dalalım teslim olmadan

Güzel bir özgürlük var bu gece'

 

İçimden bir ses burada çok eğleneceğimi söylüyor...

kendi başıma.

:)




p.s: birazdan muhteşem deniz manzaralı evimin kontratını imzalamaya gideceğim.