pimi çekilmemiş bomba gibiyim.
pimimi kazara kim çekecek merak ediyorum.
kendime yaptığım telkinler işe yarasa bari...
p.s: regl dönemi sendromu...
20100129
20100122
topu topu kartopu
şen şu havayı bırak, bu havaya git! Ya da buna!
iki senedir kar görmeyen bir insan olarak(biliyorsunuz geçen sene iki kez ,yazı üstüste yaşadım), kar görüpte karlarda yatarak, kelebek yapacak bir insan olarak çooook mutluyum.
tek temennim yarın ki uçağımın başına bişey gelmemesi; gelipte inememek, karları görememek var!
öbür dünyaya gidiş biletimde kesilmiş olabilir.
ağzımdan yel alsın...:P
ölümden korkan bir insan değilim.:)
p.s: an(ı)lıkkkkkk, gelde kartopu oynayalım veyahut ben geleyim sizin oralara!!!
p.s: dünyanın belkide evrenin düzenini asla anlayamayacak olan biriyim, kimisinin "kar yağacak yaşasın!" beklentisini(bu ben oluyorum, belkide en çok, çocuklar) eğlenceli bulurken, soğuktan donarak ölebilecek insanlar için müthiş üzülüyorum.
ne fena...
iki senedir kar görmeyen bir insan olarak(biliyorsunuz geçen sene iki kez ,yazı üstüste yaşadım), kar görüpte karlarda yatarak, kelebek yapacak bir insan olarak çooook mutluyum.
tek temennim yarın ki uçağımın başına bişey gelmemesi; gelipte inememek, karları görememek var!
öbür dünyaya gidiş biletimde kesilmiş olabilir.
ağzımdan yel alsın...:P
ölümden korkan bir insan değilim.:)
p.s: an(ı)lıkkkkkk, gelde kartopu oynayalım veyahut ben geleyim sizin oralara!!!
p.s: dünyanın belkide evrenin düzenini asla anlayamayacak olan biriyim, kimisinin "kar yağacak yaşasın!" beklentisini(bu ben oluyorum, belkide en çok, çocuklar) eğlenceli bulurken, soğuktan donarak ölebilecek insanlar için müthiş üzülüyorum.
ne fena...
20100121
yine yeşillendi fındık dalları, tarafımdan budaklandı..
Ee yapcak iş yok tabe...
Saatlerdir nette geziniyorum.
Demin bi ara deniz manzaralı evimin camından bakarken, yağmur altında spor niyetine koşan birini gördüm, çok kıskandım.
Bende evdeki boş bira şişelerini toplayıp, markete gitmek suretiyle ıslandım...
Muradıma erdim.
İst.da yapmak istediğim o kadar çok şey var ki, unutmayayım diye liste bile yaptım.
O kadar çok ki istekler, o sınırlı sayıdaki güne sığmayacak gibi duruyor.
Listenin fotosunu koyarım bi ara...
Görmemişler gibi, herşeye saldırasım, herşeyi yapasım var.
Ee dile kolay, yaklaşık üç aydır adapte olma sürecinde, mazbut bir hayat yaşıyorum.
Ne kadar kükresem azdır.
Ki Rize’nin imkanları da belli.
Üç boyutlu sineması bile yok....
Hııhhh...
Şaka bi tarafa, Rize güzel bi şehir...
Yaşaneybıl...
Bi de ben beklentilerimi küçük tuttuğumdan hiç hayal kırıklığına uğramadım şahsen...
Beklenti derken hani, İstanbul derya deniz, Rize sadece deniz...:)
Geçenlerde bi konuşma üzerine “sen böyle değildin, benim tanıdığım Mathy plan program yapmaz” demişti bana bi sevdiğim insan...
Bende “alla alla” diye düşündümdü...
Sonra bana böyle diyen insanın beni tanımadığına karar verdim, ona da gerekli açıklamayı yaparak...ki o beni çok iyi tanıyor aslında.
Benim herşeyim planlı ve programlıdır...
Hep bi yapılacaklar listem vardır, bi de yapmak istediklerimin listesi...
Eskiden o listelerde başarılı olamayınca acayip dumur oluyodum, kendimi ve etrafımı mutsuz ediyordum..
Şimdilerde, zamanla geçti bu onu rahatlıkla söyleyebilirim, listeleri olabildiğince “zaman” açısından esnek tutup gerçekleştirmeye çalışıyorum...
A planı olmadı mı, geçelim B planına, haa o da mı olmayacak gibi geçelim C planına...
Hepsi birbiriyle ilintili, girintili, bağlantılı...
Ama hep bi plan var, boşluğa düşmemek için...
İçimde öyle bir heves varki “aa buda olsun, o da olsun, şu da olsun” gibi maymun iştahlılıkla herşeye saldırdığım için, yaptığım listeler beni frenliyor.
Bunu farkettim.
Yoksa bitmek tükenmez bu açlıkla dallanıp budaklanıyorum, dağılıyorum...
Çok önceleri bi arkadaşım, bana işi hakkında “biraz şunu biliyorum, biraz bunu biliyorum” demişti...lafın lafı açtığı bi muhabbetten sonra.
Çokk sonraları kendi tecrübelerimden aslında o arkadaşımın hiç bişey bilmediğini öğrendim...
Bişeyi yarım bilmek, o şeyi tam bilmemektir...
On parmağımda yirmi marifet var benim. Ama hepsi yarım yamalak...
Hangi konuda uzmansın deseler, cevabım hiçbiri...
Bununda farkındayım.
Orta yaş bunalımına mı girdim bilmiyorum ama kendim ve ben olduklarım ve yapabildiklerimi, gerçekten yapabildiklerimi sorgular oldum son zamanlarda...
Geçen eğitim bilimlerinde ders çalışırken, öyle bi söylem geçiyodu, “orta yaş ve kendini sorgulamak” gibisinden.
Ayhhh, bu yazı nereye varacak bilemedim, sıkıldım şimdi.
yazarım belkim sonra...
Kaldı, 1...
üç söz kapışması
dün tesadüfen şu, öncedende bildiğim söz denk geldim, nette gezinirken;
“Sizi öldürmeyen şey güçlendirir!” Nietzsche
artık yeterince güçlendim sanırım ama arada yeteri kadarda ağzıma sıçıldı.
herşey ben izin verdiğim için böyle, evet bunu da biliyorum.
"gölgelerin gücü adınaaaaa, güç bendeee arttıkkkkk!!" He-man
"oolum seni kandırmışlar o güç bende artık!" Mathy
kaldı, 2.
“Sizi öldürmeyen şey güçlendirir!” Nietzsche
artık yeterince güçlendim sanırım ama arada yeteri kadarda ağzıma sıçıldı.
herşey ben izin verdiğim için böyle, evet bunu da biliyorum.
"gölgelerin gücü adınaaaaa, güç bendeee arttıkkkkk!!" He-man
"oolum seni kandırmışlar o güç bende artık!" Mathy
kaldı, 2.
20100120
aloo ben yüksekbişey müdürü olmuş ama evrimini tamamlayamamış bilmem ne bey, mathy hocağnımla mı görüşüyorum?
öğlen, dün söz verdiğim gibi aşağıya türk kavesi içmeye indim, kahvaltı sonrası.
biraz ondan biraz bundan lafladık, nesrin hanımla.
öğlen kızı için yaptığı börekten bende nasiplendim, aşkam üstü afiyetlen mideye indirdim...
öğleden sonra bu sakin ve hastalıklı günümü kuzucuklarımın notlarını not defterine geçirmekle geçirdim.
aşkama doğru kalem barnağım acımış, bombeli olan şişkinliği içine göçtü resmen, kalemi bu kadar bastırarak tutmamalıyım...
arada bi telefon,
--)ben yüksek okul müdürü bilmem ne.
-) yüksek okul derken?( o esnada kafa yüksekokul kısmını algılamaya çalışmakta)
--)rize üniversitesi.
-)üniversite mi?
--)hocanım ben alt komşunuz bilmem ne bey...
-)hımmm, meraba nasılsınız.
bla bla bla...
aşağıdaki katın banyosuna benim banyodan su sızıyomuşta onun için aramış, yüksekokul müdürü bilmem ne bey.
kendi adından önce sahip olduğu ünvanı söyleyen insanlardan oldum olası nefret etmişimdir, bir insanı değerlendirmek konusunda çok önemli ipuçları verir.
bana göre tabi...
adam ve tamirci geldiler baktılar benim banyo kupkuru, girdi çıktı, baktı etti, usta dedi ki "burası su sızdırsa yerler ıslak olur vs." bilmem ne bey konuştu da konuştu.
bu şaşkaloz adam üniversiteye nasıl hoca olmuş anlayamadım, ne ben derdimi anlatabildim, ne usta derdini anlatabildi...
dinlemedi.
adam, usta yardımsız tesisatın yenilenmesi gerektiğine, duvarların kırılması gerektiğine karar verdi;
"hööö" dedim...
"ben tatile gidiyom, kaldı ki 5 şubatta tayin olup gitme durumum var, iki hafta daha sabredin, ev boşken yaparsınız..."
"tamam" dedi, gitti-ler.
adama ilk tanıştığımız günden beri kılım zaten.
bi usta vardı, doğalgaz zımbırtılarını yapıyodu dış kapı önünde, dış kapı sonuna kadar açık, ben de bi mutfağa bi odaya girip çıkıyom vs.
can burnumda.
ustanın yanında durmuş, bi içeri bakıyor ,bi ustaya bişiler söylüyo.
bi ara gözgöze geldik,
ben kaş göz işareti "ne var bilader" gibi hareket yaptım.
hafif düzelir vaziyette "ee ben altkomşunuzumda falanda falan...
doğal gazı hemen bağlatında bizimde ısı kaybımız olmasın..."
lan hödük, önce bi hoş geldin de , bi eksik gedik ihtiyacım var mı önce bi onu sor, zaten taşınma arifesinde can burnumda, evde 3-4 gün elektriksiz yaşamışım, doğumgünümde bile bu yüzden 8.30da uyumuşum, telefonumun şarjı bitmiş şarj edememişim günlerce, ısı kaybı olmasınmış...
neyse baştan beri kıldım, bugünkü telefon açılışından sonra iyicene kıl oldum...
***
kuzucuklarımın notlarını yazmayı bitirdim, çocukların isimlerini görünce aramızda geçen dialoglar geldi aklıma, kimine gülümsedim, kimine kızdım.
arada geçen hikayeleri yazcam ben sonra.
gidecek olursam özlicem ben be, onların bi kısmını.
şimdi gideyimde bi bitki çayı içeyim, relax olayım.
kaldı, 3.
20100119
uyku hali.
iki alt komşum çay içmeye çağırdı demin, küçük kızı Ayşe ile...
gelemem dedim, hastayım kafam kazan gibi. ama yarın bi ara kahve içmeye uğrarım dedim, canım türk kahvesi istio dedim, küçük kıza.
bide kutuda kalan son çikolatamı verdim en lezzetlisinden, bak bu da senin hakkınmış dedim, gülümsedi...
ha bu sabah bi de kapıcıya dilenci dede geldi, açmadım kapıyı, sabah sabah bi git dedim içimden, ikinciye çalınca kapıyı, kapının yanındaki bozuk para bardağımdan 1 ytl, 10 krş verdim.
dedenin saol kızım diyen ağzından sigaradan kararmış dişlerini gördüğümde de verdiğim parayada pişman oldum, ayrı tabi.
yıllardır dilenciye para vermediydim...
buraya ve her küçük şehire has olan birşey sanırım, küçükken Bursa'da da hep kapıya gelirlerdi, dilenciler kapı kapı geziyolar bi de bilmem ne kuran kursunda okuyan, yardım, destek amaçlı bişiler satan çocuklar...
istanbul'da bunların böyleleri sokaklarda geziniyorlar...
öğlen doktora gittim, gazetelerin tüm "bugün hasta olmayın" uyarılarına rağmen, ki zaten o başlığı okuyunca da "oldu canım benim hastalığa bi söylerim" dedim kendi kendime.
hastalık dediğin laftan anlar mı hiç! laf geçirebilsem, baştan hasta olmazdım ben.
bizim doktor eyleme katılmamış...
bikaç ilaç verdi, "istirahat ister misiniz" dedi, "uygun görürseniz iki gün isterim" dedim, kafam kazan gibi çünkü diyede ekledim...
o değilde doktor "neyiniz var" dediğinde, "nezle grip gibi bişey oldum, pek fenayım" dediğimde "şöyle geçin" dedikten sonra "en son ne zaman adet gördünüz" sorusu bana biraz enteresan geldi...
hıımm(içses bi düşüneyim)'dan sonra cevapladım.
düşündüm çünkü bu hiç beklemediğim bi soruydu...
hazırlıklı değildim.
grip ve adet görme olayını birbirine bağlayamadım.
neyse, verdiği ilaçlar bünyede biraz mallık yapıyor.
kafam kocaman, hep bi uyku hali...
bütün gün, dergi mecmua ve kitap okuma girişimlerimden sonra sıkıldım. bilgisayarı açtım.
virüs bulaştığından beri kompiterimdende tam randımanlı verim alamıyorum.
bi de bu bilgisayar denen şey ne vakit çalıcı bişeymiş yaw.
onu farkettim...
kenarda duran, kitaplar ve dergiler yığını; okunmamışlar reyonundan, yan tarafındaki okunmuşlar reyonuna taşındıkça garip bir mutlulukla doluyorum...
yaşasın yaşasın!
kaldı, 4.
gelemem dedim, hastayım kafam kazan gibi. ama yarın bi ara kahve içmeye uğrarım dedim, canım türk kahvesi istio dedim, küçük kıza.
bide kutuda kalan son çikolatamı verdim en lezzetlisinden, bak bu da senin hakkınmış dedim, gülümsedi...
ha bu sabah bi de kapıcıya dilenci dede geldi, açmadım kapıyı, sabah sabah bi git dedim içimden, ikinciye çalınca kapıyı, kapının yanındaki bozuk para bardağımdan 1 ytl, 10 krş verdim.
dedenin saol kızım diyen ağzından sigaradan kararmış dişlerini gördüğümde de verdiğim parayada pişman oldum, ayrı tabi.
yıllardır dilenciye para vermediydim...
buraya ve her küçük şehire has olan birşey sanırım, küçükken Bursa'da da hep kapıya gelirlerdi, dilenciler kapı kapı geziyolar bi de bilmem ne kuran kursunda okuyan, yardım, destek amaçlı bişiler satan çocuklar...
istanbul'da bunların böyleleri sokaklarda geziniyorlar...
öğlen doktora gittim, gazetelerin tüm "bugün hasta olmayın" uyarılarına rağmen, ki zaten o başlığı okuyunca da "oldu canım benim hastalığa bi söylerim" dedim kendi kendime.
hastalık dediğin laftan anlar mı hiç! laf geçirebilsem, baştan hasta olmazdım ben.
bizim doktor eyleme katılmamış...
bikaç ilaç verdi, "istirahat ister misiniz" dedi, "uygun görürseniz iki gün isterim" dedim, kafam kazan gibi çünkü diyede ekledim...
o değilde doktor "neyiniz var" dediğinde, "nezle grip gibi bişey oldum, pek fenayım" dediğimde "şöyle geçin" dedikten sonra "en son ne zaman adet gördünüz" sorusu bana biraz enteresan geldi...
hıımm(içses bi düşüneyim)'dan sonra cevapladım.
düşündüm çünkü bu hiç beklemediğim bi soruydu...
hazırlıklı değildim.
grip ve adet görme olayını birbirine bağlayamadım.
neyse, verdiği ilaçlar bünyede biraz mallık yapıyor.
kafam kocaman, hep bi uyku hali...
bütün gün, dergi mecmua ve kitap okuma girişimlerimden sonra sıkıldım. bilgisayarı açtım.
virüs bulaştığından beri kompiterimdende tam randımanlı verim alamıyorum.
bi de bu bilgisayar denen şey ne vakit çalıcı bişeymiş yaw.
onu farkettim...
kenarda duran, kitaplar ve dergiler yığını; okunmamışlar reyonundan, yan tarafındaki okunmuşlar reyonuna taşındıkça garip bir mutlulukla doluyorum...
yaşasın yaşasın!
kaldı, 4.
20100118
20100117
sinema fiyaskosu
geçen günlerden kendimce yaptığım planlarca, kötü olduğunu bilsemde acı aşk var, adını sen koy gibi türk filmlerinin yanında gidileybıl testere 6 vardı vizyonda...
ee hafta sonu geldi, filmler değildi...
olan alternatifler içinde hadi gülelim eğlenelim diyerekten ben ve kendim, gelecekten bir gün'e gittik.
gitmez olaydık.
benim her kötü şeye olduğu gibi bu filmede yorumum "götüm gibi" oldu, kendim ayıpladı beni yine.
ama napayım.
pek fenaydı.
verdiğim 8 ytl ile türk sinemasına destek oldum diye kendimi avuttum, ben olarak. içim acıdı.
o para ile 2 tam 2/3 bira alırdım diye içimden geçirdim.
filmin konusunu anlatmıcam, bişiler oluyo adam bi hayat yaşamaya başlıyo falan fişman, bi insan o hayat içinde o kadar mı iğreti durur? neyse o hayatı bana ve herkese verseler herkes yaşamak ister çünkü adamlar gerçekten hayatlarını yaşıyolar.
sen gel bi gecekondu mahallesinde dünyaya, isyanları oynarken yine isyan etmez misin acaba?
upuzun film esnasında sadece bir yerde güldüm, o da bilindik bişeydi zaten.
yönetmen dediğin kazma, yaptığı şeyin hiç mi farkında olmaz acaba?
içsesi ona hiç mi bişey söylemez yahu?
ya rasim öztekin?
ya çok para aldı bu fim için ki hiç sanmıyorum ya da öğrenci projesi gibi bişii gördü, destek oldu. olmaz olaydı. olmamış...
senaryoda olmamış.
filmde olmamış..
herkes kendi şansını yaratır'dan hareketle bu film kendi şansını yaratamamış...
bide yaşamak çok güzelmiş...kıymetini bilmeliymişiz...sen gel bunu bide grev yapan, sokaklarda yatan Tekel işcilerine söyle.alla alla...
yine kendim çalıp, kendim söylüyorum, biliyorum..
bugünkü sinema maceramın en güzel yanı avatar reklamlarını izleyebilmiş olmam oldu, bi de böyle vurdulu kırdılı ninja filmi var ona gidesim geldi.
mahsun kırmızıgül'ün newyork çıkartmasını gördüm, özgürlük heykelinin gözünden süzülen bi damla yaşı gördüm.."heyyt bee" dedim...gaza gelesimiz geldi gelmedik, film 2010 kasımda vizyona gircekmiş, anam ben o vakte kadar bi yaş daha yaşlanırım be!
bi de film biletinin yanında küçük cüzdan takvimi verdiler-bak bu ince düşünülmüş güzel bişeydi; cüzdanıma koyacağım bi takvimim oldu yaşasın!!!
dergi ve mecmualardan çıkan -du bi sayayım, saydım; 6 tane 2010 takvimim var.yaşasın yeni bi tanesi daha...
bikaç günde bir geçmiş günlerin üstüne çizik atıyorum, gözümün önündeki takvimlere...
kendimi oyalıyorum.
bazen zaman hiç geçmezken bazende çok çabuk geçiyor.
dün elimde keçeli kırmızı kalem 16'nın üstünü çizerken "way bee, 16 gün geçmiş" dedim kendi kendime.
benden başka kimse duymadı.
p.s: ben bu ben, kendim, herkes ve kimse olayını pek sevdim bugün...:)
p.s: yarın, kalacak 5...
ee hafta sonu geldi, filmler değildi...
olan alternatifler içinde hadi gülelim eğlenelim diyerekten ben ve kendim, gelecekten bir gün'e gittik.
gitmez olaydık.
benim her kötü şeye olduğu gibi bu filmede yorumum "götüm gibi" oldu, kendim ayıpladı beni yine.
ama napayım.
pek fenaydı.
verdiğim 8 ytl ile türk sinemasına destek oldum diye kendimi avuttum, ben olarak. içim acıdı.
o para ile 2 tam 2/3 bira alırdım diye içimden geçirdim.
filmin konusunu anlatmıcam, bişiler oluyo adam bi hayat yaşamaya başlıyo falan fişman, bi insan o hayat içinde o kadar mı iğreti durur? neyse o hayatı bana ve herkese verseler herkes yaşamak ister çünkü adamlar gerçekten hayatlarını yaşıyolar.
sen gel bi gecekondu mahallesinde dünyaya, isyanları oynarken yine isyan etmez misin acaba?
upuzun film esnasında sadece bir yerde güldüm, o da bilindik bişeydi zaten.
yönetmen dediğin kazma, yaptığı şeyin hiç mi farkında olmaz acaba?
içsesi ona hiç mi bişey söylemez yahu?
ya rasim öztekin?
ya çok para aldı bu fim için ki hiç sanmıyorum ya da öğrenci projesi gibi bişii gördü, destek oldu. olmaz olaydı. olmamış...
senaryoda olmamış.
filmde olmamış..
herkes kendi şansını yaratır'dan hareketle bu film kendi şansını yaratamamış...
bide yaşamak çok güzelmiş...kıymetini bilmeliymişiz...sen gel bunu bide grev yapan, sokaklarda yatan Tekel işcilerine söyle.alla alla...
yine kendim çalıp, kendim söylüyorum, biliyorum..
bugünkü sinema maceramın en güzel yanı avatar reklamlarını izleyebilmiş olmam oldu, bi de böyle vurdulu kırdılı ninja filmi var ona gidesim geldi.
mahsun kırmızıgül'ün newyork çıkartmasını gördüm, özgürlük heykelinin gözünden süzülen bi damla yaşı gördüm.."heyyt bee" dedim...gaza gelesimiz geldi gelmedik, film 2010 kasımda vizyona gircekmiş, anam ben o vakte kadar bi yaş daha yaşlanırım be!
bi de film biletinin yanında küçük cüzdan takvimi verdiler-bak bu ince düşünülmüş güzel bişeydi; cüzdanıma koyacağım bi takvimim oldu yaşasın!!!
dergi ve mecmualardan çıkan -du bi sayayım, saydım; 6 tane 2010 takvimim var.yaşasın yeni bi tanesi daha...
bikaç günde bir geçmiş günlerin üstüne çizik atıyorum, gözümün önündeki takvimlere...
kendimi oyalıyorum.
bazen zaman hiç geçmezken bazende çok çabuk geçiyor.
dün elimde keçeli kırmızı kalem 16'nın üstünü çizerken "way bee, 16 gün geçmiş" dedim kendi kendime.
benden başka kimse duymadı.
p.s: ben bu ben, kendim, herkes ve kimse olayını pek sevdim bugün...:)
p.s: yarın, kalacak 5...
yapılacak şeyler listesi
sevgili günlük,
bugün yapacağım iki şeyden biri; tayin isteyebileceğim okullara ve semtlerine google map'ten bakıp, varsa ekşi sözlükte yorumlarını okumak...
mesela eve yakın diye cibali lisesini yazmamalıymışım...
ikincisi de üşenmezsem eğer, sinemaya gitcem.
görüşürüz.
bugün yapacağım iki şeyden biri; tayin isteyebileceğim okullara ve semtlerine google map'ten bakıp, varsa ekşi sözlükte yorumlarını okumak...
mesela eve yakın diye cibali lisesini yazmamalıymışım...
ikincisi de üşenmezsem eğer, sinemaya gitcem.
görüşürüz.
20100114
dalgın mıyım yoksa aç mıyım, açıkta mıyım?
bugün eve dönerken yine yanlış apartmana giriyodum az kalsın.
kapısından döndüm bu sefer.
kendi bloğumuza giderkende ayağım takıldı düz yoldaki çıkıntılı kabartmaya, düşüyodum. çok zor toparladım.
hakketten düşecektim.
belim boynum üst omurgam sarsıntıdan acıdı.
düşmek vardır, düşülmez; düşmek vardır, düşülür bir de düşmek vardır, az kalsın düşülür.
:P
kaldı yedi.
kapısından döndüm bu sefer.
kendi bloğumuza giderkende ayağım takıldı düz yoldaki çıkıntılı kabartmaya, düşüyodum. çok zor toparladım.
hakketten düşecektim.
belim boynum üst omurgam sarsıntıdan acıdı.
düşmek vardır, düşülmez; düşmek vardır, düşülür bir de düşmek vardır, az kalsın düşülür.
:P
kaldı yedi.
20100113
pek neşeliyim.
bir haftadır erken kalkıp, "bugün güzelce bi kahvaltı yapıp öyle gidicem okula" dememe rağmen kendime, her seferinde saati erteleyip 9 dk. geç kalkıp, kahvaltı yerine alelacele bir dilim nutellalı ekmeği mideme indiriyorum.
sabah nescafem'den asla ödün vermiyorum bu arada...
hayır o değilde asıl nutellalı ekmeğin verdiği hissiyattan mıdır bilinmez, birkaç gündür çok neşeliyim..
sevgili kuzucuklarımı bile aldıkları iğrenç notlara rağmen geçiresim geliyor.
yoksa bu neşem, içimde bir süredir beni kemirdiğine inandığım, içimi kömürden dahada kararttığına inandığım sorunumu gün yüzüne çıkarmam dolayısıyla, sorunun artık benden çıktığına inandığımdan mıdır onu da bilemiyorum.
ve tabiki, sorun hallollmadı daha...
ama hallolacak...
kaldı, sekiz.
sabah nescafem'den asla ödün vermiyorum bu arada...
hayır o değilde asıl nutellalı ekmeğin verdiği hissiyattan mıdır bilinmez, birkaç gündür çok neşeliyim..
sevgili kuzucuklarımı bile aldıkları iğrenç notlara rağmen geçiresim geliyor.
yoksa bu neşem, içimde bir süredir beni kemirdiğine inandığım, içimi kömürden dahada kararttığına inandığım sorunumu gün yüzüne çıkarmam dolayısıyla, sorunun artık benden çıktığına inandığımdan mıdır onu da bilemiyorum.
ve tabiki, sorun hallollmadı daha...
ama hallolacak...
kaldı, sekiz.
20100111
gerisayım
şubat tatili için gerisayım başlatıldı...
bizzat tarafımdan.
bugün 10...
yarın 9...
p.s: yaşasın yaşasın!
bizzat tarafımdan.
bugün 10...
yarın 9...
p.s: yaşasın yaşasın!
20100110
yahşi batı ve şişko cem yılmaz
canım Rize'min dandik sinemasında Yahşi Batı filmine gittim bu akşam.
iki koltuk ötemde ota boka herşeye gülen, ikide bir cep telefonundan msj bakan adam dışında film çok başarılıydı bence.
bi sürü ince espri vardı, salondan çıt çıkmadı. bense kendi kendime güldüm.
cem yılmaz'ın kafasını seveyim...
eve dönerken telefonda kardeşle konuştum, o da bugün "dönüşüm" filmine gitmiş.
"o ne ben bilmiyom" dedim, bahsetti, "nasıldı" dedim, biraz arıza filmmiş, bi kadının öbürüne dönüşme sürecini anlatıyomuş, "aa" dedim tam benlik film, şu an ki durumuma paralel... "Rize'ye gelmez o film"dedim.
dünde Avatar'a gitmiş, "böhüüü" dedim, "layynn" dedim...çok beğenmiş, o da test etti onayladı.
"yahşi batı için çok küfürlü diyorlar" dedi, "bize göre o kadar küfürlü değil" dedim, "tam yerinde oturtuyor, biraz abartıyorlar" dedim.
"git" dedim, "tamam" dedi...
yürürken manavda portakal gördüm , telefonu kapadım, iki kilo portakal aldım, yarın pazar... güzel kahvaltı yapmalı, tek başınada olsa.
"cem yılmaz süper adam" dedim, "tam, hayatını, istediğini yaşıyo, ne yapmak isterse onu yapıyo" dedim, "bi sonraki film kesin uzakdoğu'da kungfulu falan olacak" dedim kardeşe bi de.
"ne varsa doğu'da var!"
öncesinden beri herşey düşünülmüş ve planlanmış...
sanki...
filmde bi zamanlar dergide çizdiği karakterleri birebir canlandırmış...
hoohooyyttt dedim...
yalnız biraz fazlaca kilo almış gibime geldi, o suni yağdan parlayan, doğal yağlı göbeği acayip iğrenç geldi bana şahsen, anlatamam.
bu gidişle, sosyal içicilik kısmına da bakılırsa 40-43 arası kalp krizi geçirir ben söliim...
kahin Mathy böyle öngördü...
bi de Demet evgar, ya bir kadın bir erkek dizini bıraksın ya da o karakteri diğer filmlerde canlandırmayı bıraksın...süper başarılı bi hatun.
erol günaydın'nın avrupa yakası karakteri gibi (adını unuttum şimdi) üstüne yapışıp kalacak...
o adamda heryerde aynı...
p.s: evet biliyorum, kendim çalıp kendim söylüyorums. :)
p.s2: hanginizin nazarı değdi bilmiyorum ama bilgisayarıma virüs bulaştı; ne müzik dinleyebiliyorum ne de film izleyebiliyorum. star wars 4'te kaldım.
nazar değirenlerin ebesinin...
iki koltuk ötemde ota boka herşeye gülen, ikide bir cep telefonundan msj bakan adam dışında film çok başarılıydı bence.
bi sürü ince espri vardı, salondan çıt çıkmadı. bense kendi kendime güldüm.
cem yılmaz'ın kafasını seveyim...
eve dönerken telefonda kardeşle konuştum, o da bugün "dönüşüm" filmine gitmiş.
"o ne ben bilmiyom" dedim, bahsetti, "nasıldı" dedim, biraz arıza filmmiş, bi kadının öbürüne dönüşme sürecini anlatıyomuş, "aa" dedim tam benlik film, şu an ki durumuma paralel... "Rize'ye gelmez o film"dedim.
dünde Avatar'a gitmiş, "böhüüü" dedim, "layynn" dedim...çok beğenmiş, o da test etti onayladı.
"yahşi batı için çok küfürlü diyorlar" dedi, "bize göre o kadar küfürlü değil" dedim, "tam yerinde oturtuyor, biraz abartıyorlar" dedim.
"git" dedim, "tamam" dedi...
yürürken manavda portakal gördüm , telefonu kapadım, iki kilo portakal aldım, yarın pazar... güzel kahvaltı yapmalı, tek başınada olsa.
"cem yılmaz süper adam" dedim, "tam, hayatını, istediğini yaşıyo, ne yapmak isterse onu yapıyo" dedim, "bi sonraki film kesin uzakdoğu'da kungfulu falan olacak" dedim kardeşe bi de.
"ne varsa doğu'da var!"
öncesinden beri herşey düşünülmüş ve planlanmış...
sanki...
filmde bi zamanlar dergide çizdiği karakterleri birebir canlandırmış...
hoohooyyttt dedim...
yalnız biraz fazlaca kilo almış gibime geldi, o suni yağdan parlayan, doğal yağlı göbeği acayip iğrenç geldi bana şahsen, anlatamam.
bu gidişle, sosyal içicilik kısmına da bakılırsa 40-43 arası kalp krizi geçirir ben söliim...
kahin Mathy böyle öngördü...
bi de Demet evgar, ya bir kadın bir erkek dizini bıraksın ya da o karakteri diğer filmlerde canlandırmayı bıraksın...süper başarılı bi hatun.
erol günaydın'nın avrupa yakası karakteri gibi (adını unuttum şimdi) üstüne yapışıp kalacak...
o adamda heryerde aynı...
p.s: evet biliyorum, kendim çalıp kendim söylüyorums. :)
p.s2: hanginizin nazarı değdi bilmiyorum ama bilgisayarıma virüs bulaştı; ne müzik dinleyebiliyorum ne de film izleyebiliyorum. star wars 4'te kaldım.
nazar değirenlerin ebesinin...
20100107
zam ve benim kendime aldığım kâr(ar)lar
bugün senenin ilk zamlı birasını aldım...
4 biraya 12 ytl verdim...
gerçektende biraya zam gelmiş...
geçen sene 10 ytl veriyordum, cebimde bozukluklar şıngırdamıyordu...
şıngır mıngır...
bira aldıktan sonra ve arada geçen bir sürü saçma dialogtan sonra, tekel amcanın "hayırlı akşamlar" demesi az biraz tuhafıma gitti...
"hayır mı kalmış efenim, birazdan eve gidip şer işleyeceğim" dedim içimden, sesli olarak "iyi akşamlar" dedikten sonra.
hava soğuktu, ince mont giymiştim; ısınmak için biraz daha hızlı yürüdüm eve dönerken...
p.s. geçen senenin son, bu yılın ilk kararlarından biri daha; "bu yıl daha az alkol tüketeceğim" idi...
p.s.2: dur ben bu kararların bi listesini yapayım...
4 biraya 12 ytl verdim...
gerçektende biraya zam gelmiş...
geçen sene 10 ytl veriyordum, cebimde bozukluklar şıngırdamıyordu...
şıngır mıngır...
bira aldıktan sonra ve arada geçen bir sürü saçma dialogtan sonra, tekel amcanın "hayırlı akşamlar" demesi az biraz tuhafıma gitti...
"hayır mı kalmış efenim, birazdan eve gidip şer işleyeceğim" dedim içimden, sesli olarak "iyi akşamlar" dedikten sonra.
hava soğuktu, ince mont giymiştim; ısınmak için biraz daha hızlı yürüdüm eve dönerken...
p.s. geçen senenin son, bu yılın ilk kararlarından biri daha; "bu yıl daha az alkol tüketeceğim" idi...
p.s.2: dur ben bu kararların bi listesini yapayım...
20100106
bilimkurgu film gecesi
nedense çarşambaları oh be hafta bitti gibisinden ayrı seviniyorum.
bunda yarınki dersimin sadece iki saat oluşumu yoksa 11.20 de başlayışımı etkili bilinmez ama geçen şu üç günde ben yine çok ama çok yoruldum...
kendime bu akşamı tatil akşamı yapıp, şu saatten laptopumla yatağa girmiş bulunuyorum.
demin alamanyadan gelen nutellayı kaşıkladım, bir kase antepfıstığını mideye indirdim.
bi mate çayı içtim- hayatımda ilk kez- güzelmiş.
bi mandalina yedim bi de elma kemirdim.
bi sürüde su içtim.
tatil akşamı dedim ya bokunu çıkardım.
bu yılın alınan ilk aslında geçen yılın alınan son kararlarından biri de "daha çok bilimkurgu film izlemek" vardı, buna küçükken izlediğim filmlerde dahil.
star wars'la başladık bakalım.
ufkumuzu açalım.
cnbc-e de de serinin tamamını verceklermiş. öğrenince hıımmm dedim. keşke tivum olsaydı dedim sonra vazgeçtim.
ben sonra ailen serisine başlıcam.
sonra akıl listemde beş on film daha var, eğer sizinde öneriniz varsa, şu blogu okuyanlar aşkına paylaşın benle...
sevaba girin.
galba biraz midem bulanıyo.
bunda yarınki dersimin sadece iki saat oluşumu yoksa 11.20 de başlayışımı etkili bilinmez ama geçen şu üç günde ben yine çok ama çok yoruldum...
kendime bu akşamı tatil akşamı yapıp, şu saatten laptopumla yatağa girmiş bulunuyorum.
demin alamanyadan gelen nutellayı kaşıkladım, bir kase antepfıstığını mideye indirdim.
bi mate çayı içtim- hayatımda ilk kez- güzelmiş.
bi mandalina yedim bi de elma kemirdim.
bi sürüde su içtim.
tatil akşamı dedim ya bokunu çıkardım.
bu yılın alınan ilk aslında geçen yılın alınan son kararlarından biri de "daha çok bilimkurgu film izlemek" vardı, buna küçükken izlediğim filmlerde dahil.
star wars'la başladık bakalım.
ufkumuzu açalım.
cnbc-e de de serinin tamamını verceklermiş. öğrenince hıımmm dedim. keşke tivum olsaydı dedim sonra vazgeçtim.
ben sonra ailen serisine başlıcam.
sonra akıl listemde beş on film daha var, eğer sizinde öneriniz varsa, şu blogu okuyanlar aşkına paylaşın benle...
sevaba girin.
galba biraz midem bulanıyo.
20100105
eti püff
"gittiğin yer kadar önemlidir, yanında götürdüklerin..." diyor reklamın birinde..
demin izledim.
peki ya geride bıraktıkların ya da götüremediklerin?
püffff...
demin izledim.
peki ya geride bıraktıkların ya da götüremediklerin?
püffff...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
