Bazen sadece, öylece kalakalıyorsun..
Mesela, benim “şu an” olduğum gibi.
Dopdolu bi günün ardından, bir sürü birikmişlik ve yorgunluk üstüne, “evet bahar geldi, fırsat ve vakit varken dolapta yazlıklara yer açmalı, kışlıkları kaldırmalı!” demişken, salonun ortasına, anneden kalma “bunları yıkama, ben nasolsa gelicem, sana iş olmasın” dediği çarşafı sermişken, ona cevabın ”peki anne”yken...aradan bi ay geçti, anne gelemedi..
anne kokulu çarşaflar çalışma odasındaki masanın üstünde, onun geleceği zamanı bekliyor, yıkama dedi ya...kokusu sinmiş; özledikçe kokluyom..bi de sabahları o odaya giyinmek için girince, çarşafları görünce, güne güzel başlamak için kafamı o çarşaf-yastık yığınına gömüyorum..sırf kendimi mutlu etmek için..
acayip bi konfor, bilir misiniz bilmem..
Annem ve babam ölünce en çok kokularını ve seslerini özleyeceğim ben..
bunu biliyorum..
Kardesh’i hesaba katmıyorum, o benden sonra ölecek nasolsa..
Sıra bozulmasın lütfen..
ey sevgili Allah, duydun sen sesimi..
Bazen sadece, öylece kalakalıyorsun..
Mesela, benim “şu an” olduğum gibi..
Ben bunları niye yazdım, o serili çarşaf üstünde; yazlıklar ve kışlıklar ve giyilmeyen birsürü kıyafet.. jumbo boy bi çöp torbasına sığdı giyilmeyenler, gidecekler bi başkasına..
Yeni seneye kalacak kıyafetler için vakumlu poşet alıyorsun yakınlardaki free store’dan..
Torbaya güzelce yerleştirip kıyafetleri, süpürge makinasını çalıştırıyorsun..
Tık yok…
Süpürge çalışıyor da, torba bildiğin torba değil..
İşte o an, öylece kalıyorsun..
Yaptığın ve sonrasında yapacağın her iş yarım kalarak..
Pes ediyorsun.*
Arada geçmişteki bi dosttan, ki geçmişte kalmış dostluğu, bi mesaj geliyor, bu sabahın köründe senin yani benim sitem dolu attığım ya da attığın mesaja cevaben, ki sen onu yazmasan yine onda tık olmayacaktı, biliyorsun, araya zaman girecekti, sonra belki daha da çok zaman girecekti, gün itibarıyla farkındalık yarattım, kendimce, kendimi hatırlattım..
mutlu muyum tabi ki değilim, yine gereksiz yere bir sürü ağladım.
Değer miydi, bilinmez. Ama ağlamam gerekiyormuş bugün için.
Yarın ağlayacak mıyım? elbette hayır..
*: bu günlük pes ederim, ben yarın gider eminönü’nden, benim dükkandan en hakiki vakumlu torbayı alır, bir gecikmeli olsa da öbür gün, hayatı yakalarım..
nasıl ama? :)
p.s: Bazen sadece, öylece kalakalıyorsun..
bazen “şu an”lara gerek kalmıyor.
Herşeye yeniden başlama gereği duyuyorsun…
Ve de başlıyorsun..
20110430
20110429
Avec Le Temps-Zamanla
Léo-Ferré - Avec le temps Quarouble
Zamanla
Zamanla,
Geçer, her şey geçip gider, zamanla
Unuturuz yüzü ve sesi unuturuz
Kalp daha da yenilince, gitmek dert olmaz
Aramak daha uzağı, peşini bırakmak gerekir ve bu çok iyidir
Zamanla
Geçer, her şey geçip gider, zamanla,
Taptığımız öteki, yağmur altında aradığımız
Bir bakışının etrafında köle olduğumuz öteki
Arasında satırların , kelimelerin
Ve altında, bu gece çekip gidecek boyalı bir yeminin
Her şey görünmez olur, zamanla
Zamanla
Geçer, her şey geçip gider zamanla
En güzel anılar gibi, dilinden düşmeyenlerden birisidir
Galeri farfouille’de ,ölüler kısmında
Cumartesi gecesi şefkat alıp başını yapayalnız gittiğinde
Zamanla
Geçer, her şey geçip gider zamanla
Bir rom için, bir hiç için inandığımız öteki
Rüzgar ve mücevherler verdiğimiz öteki
Birkaç aşağılık şey uğruna ruhunu satan için
Neyin karşısında çabalıyorduk, çabalayan köpekler gibi
Geçer, her şey iyi olur zamanla
Zamanla
Geçer, her şey geçip gider zamanla
Unuturuz tutkuları ve sesleri unuturuz
Size yoksul insanların sözcüklerini en düşük sesle söyleyenleri
Fazla gecikmeyen, her seyden önemlisi fark etmeyen soğuğu
Zamanla
Geçer, her şey geçip gider zamanla
Ve çatlamak üzere olan atlar gibi beyazlamış hissederiz
Ve kaderin yatağında buz tutmuş gibi hissederiz
Ve belki yapayalnız ama kederli hissederiz
Ve kayıp yıllarla yanıldığımızı hissederiz
Demek ki gerçekten
Sevilmeyiz artık, zamanla
p.s: dün gece tesadüfen keşfettim, şarkıyı dinleyince içim bi hoş olduydu, sözlerini okuyunca o hoşluk binmilyonbeşyüzmilyarla çarpıldı..
20110428
"bence de, sence" çarpı sonsuz eşittir paradoks
demin veletlere yazılı sorusu hazırlarken ve de bitirmişken, sağ yanımda duran kitap yığınına baktım.
saydım üşenmeden, 12 tane matematik kitabı..
sabah okul, öğlen özel dersler, gelenler gidenler, sonra yarına hazırlık, sınav soruları derken masa üstünde 12 kitap birikmiş.. dile kolay..
söyleyin bak, 12..
(oniki, ondokuzdan daha kolay söyleniyor, test edin onaylayın.)
tam da kitapları saymamın yaklaşık iki saat öncesinde, "önüm arkam sağım solum içim dışım matematik oldu, kusucam artık" diyerek twitter'da dert yanmıştım.
aslına bakarsanız, bi süredir işim yüzünden yakınmamaya özen gösteriyorum.
çünkü geçenlerde farkettim ki ben bu durumdan çok şikayet ediyorum; hem insanları, hemde kendimi acayip sıkıyorum.
sıkıcı bi insan oldum ben deyu deyu, iş yüzünden süregelen yoğunluktan dolayı yakınmayı bıraktım..ta ki bugüne kadar..
dayanamadım yine..
monologlar halinde takıldığım mekanda, yine kendi kendime yakındım, bu sefer sadece kendimi sıktım..
(burası saylanmaz, sıkıldıysan gidebilirsin sevgili sen, tutan yok seni.)
neyseki okulların kapanmasına az kaldı! okul bitecek, özel dersler bitecek, etüt merkezi bitecek, paralar gidecek, yaz gelecek, mathy tatile gidecek, mutlu olacak!
yaz güzel bişi. fekat ayağını yorganına göre uzatmasını bilmeyen ben için, gelecek para kaynaklarının da bitmesi çok fena bişi..
hoff...işte bu çok kötü...
amanın..
sağım solum önüm arkam matematik derken aklıma redd şarkısı oyun geldi, kullandığım kelimelerden mütevellit.
sonra..
bi süredir acayip rüyalar görüyorum sevgili okuyucu..
aslında rüyalar acayip değil, acayip olan, günün ve yaşananların sonrasına gördüğüm şeylerin rüya olup olmadığını bilmememden kaynaklanıyor..
"acaba ben bunları yaşadım mı?"
sabah dumur olmuş bi şekilde, neyin gerçek ya da neyin gerçek olmadığını algılamak ya da algılamamakla ilgili bahsettiğim şey..
bu birileriyle yaşadığım bi şey de olabiliyor ki çoğunlukla, tek başına yaşadığım birşey de..
anlatamıyorum sana..
anlatamadım.
anlamadın..
veremedim o hissi..
farkındayıms.
bilinçaltımın bana bi oyunu bu..
bunun da farkındayım..
"bana kaderimin bir oyunu mu ?"bu diye sormuyorum Orhan Abim gibi, kendime oyun ettiğimin acayip farkındayım..
kimselere diyemesem de bu durum acayip hoşuma gidiyor..(şiişşştt, kimselere demeyin..)
dün gece durakta otobüs beklerken çok çişim geldiydi, yakınlarda bi mekana işemeye girdim, mekandan çıkınca otobüs geldi, koştura koştura otobüse bindim. sağtarafta oturan kısa saçlı bi yaşlı kadının yanı boştu, yanına oturdum.. üç beş durak sonra, kadın inmek için hareketlendi, yer değiştirdik, cam kenarına geçtim, bende ineceğim durağa bakıyorum arada bir camdan dışarı bakıp, nerede olduğumu kendimce belirleyerek, çünkü nerde ineceğimi biliyorum ama durak adını tam olarak bilmiyorum.yaşlı kadın, ineceği otobüs durağını kaçırdı, meğer aynı durakta inecekmişiz, ben de çarşı içindeki durağı bilemedim, ineceğim durağı kaçırdım.. olsun bi sonraki durakta inerim, yürürüm, derken otobüs sağa kırdı direksiyonu.. kocaman bi yokuş, ineceğim durakla alakasız bi yer, ucunda kocaman yüksek binalar..
çarşı durağını kaçırdığımın o an daha da farkındayım, kısa saçlı yaşlı kadın yanıma geldi.. biz o sırada yokuş yukarı çıkıyoruz, arada otobüs şöförünün vites değiştirirken zorlandığını duyuyorum, garç garç ediyo..bu kadar dik yokuşa neden belediye otobüsü için güzergah koyarlar ki diye düşünürken; yokuş o kadar dik ki, otobüsün nasıl hala gidebildiğini aklım almıyor, bi an için otobüs yükünü taşıyamıyor, yaşlı kadın yanıma oturmaya çalışıyor, ama oturamıyor, otobüs ters döner gibi olup arkadaki aracın tepesine bindiriyor ama biz içerdekilere hiç bişey olmuyor, yandan devrilir gibi olup yine tekerlek üstü düzene dönüyoruz... yaşlı kadını tutmaya çalışırken, kimin araçtan ilk indiğini bilemiyorum. uyanıyorum o esnada.. yorulmuşum yine bi sürü, kalbim güm güm..ter içindeyim..*
oldum olası dik yokuşları sevmem, gerilirim..
fulya'dan ortaklar caddesine çıkan carrefursa yanında bi dik yokuş vardır, ordan her taksiyle geçişte gerilirim ben..bilenler bilir. his o his..
neyse efenim yine perşembe gecesi bitmek üzere, yarın cuma.. tüm gün yoğunum..
eve gelipte uyayabileceğim saati iple çekmekteyim. (eğlence adına içinde bi gram bişey yok, hep iş hep iş..)
şu an halat yarışına koysanız, Fırat'dan sonra en birinci ikinci ben olarım o derece..
yorgunum..
önce bedenen..
sonra...
p.s:* bugün yatak odasındaki kaloriferi kapadım, artık ter içinde uyanmıcam, deli rüyalar görebilirim ayrı.. buraya sadece yazılabilecek olanları yazıyorum, anladın sen. :PP
p.s2: galiba rüyamdaki kısa saçlı yaşlı kadın bendim..çünkü yanına oturduğumda, o da hep camdan dışarı bakıyordu..
saydım üşenmeden, 12 tane matematik kitabı..
sabah okul, öğlen özel dersler, gelenler gidenler, sonra yarına hazırlık, sınav soruları derken masa üstünde 12 kitap birikmiş.. dile kolay..
söyleyin bak, 12..
(oniki, ondokuzdan daha kolay söyleniyor, test edin onaylayın.)
tam da kitapları saymamın yaklaşık iki saat öncesinde, "önüm arkam sağım solum içim dışım matematik oldu, kusucam artık" diyerek twitter'da dert yanmıştım.
aslına bakarsanız, bi süredir işim yüzünden yakınmamaya özen gösteriyorum.
çünkü geçenlerde farkettim ki ben bu durumdan çok şikayet ediyorum; hem insanları, hemde kendimi acayip sıkıyorum.
sıkıcı bi insan oldum ben deyu deyu, iş yüzünden süregelen yoğunluktan dolayı yakınmayı bıraktım..ta ki bugüne kadar..
dayanamadım yine..
monologlar halinde takıldığım mekanda, yine kendi kendime yakındım, bu sefer sadece kendimi sıktım..
(burası saylanmaz, sıkıldıysan gidebilirsin sevgili sen, tutan yok seni.)
neyseki okulların kapanmasına az kaldı! okul bitecek, özel dersler bitecek, etüt merkezi bitecek, paralar gidecek, yaz gelecek, mathy tatile gidecek, mutlu olacak!
yaz güzel bişi. fekat ayağını yorganına göre uzatmasını bilmeyen ben için, gelecek para kaynaklarının da bitmesi çok fena bişi..
hoff...işte bu çok kötü...
amanın..
sağım solum önüm arkam matematik derken aklıma redd şarkısı oyun geldi, kullandığım kelimelerden mütevellit.
sonra..
bi süredir acayip rüyalar görüyorum sevgili okuyucu..
aslında rüyalar acayip değil, acayip olan, günün ve yaşananların sonrasına gördüğüm şeylerin rüya olup olmadığını bilmememden kaynaklanıyor..
"acaba ben bunları yaşadım mı?"
sabah dumur olmuş bi şekilde, neyin gerçek ya da neyin gerçek olmadığını algılamak ya da algılamamakla ilgili bahsettiğim şey..
bu birileriyle yaşadığım bi şey de olabiliyor ki çoğunlukla, tek başına yaşadığım birşey de..
anlatamıyorum sana..
anlatamadım.
anlamadın..
veremedim o hissi..
farkındayıms.
bilinçaltımın bana bi oyunu bu..
bunun da farkındayım..
"bana kaderimin bir oyunu mu ?"bu diye sormuyorum Orhan Abim gibi, kendime oyun ettiğimin acayip farkındayım..
kimselere diyemesem de bu durum acayip hoşuma gidiyor..(şiişşştt, kimselere demeyin..)
dün gece durakta otobüs beklerken çok çişim geldiydi, yakınlarda bi mekana işemeye girdim, mekandan çıkınca otobüs geldi, koştura koştura otobüse bindim. sağtarafta oturan kısa saçlı bi yaşlı kadının yanı boştu, yanına oturdum.. üç beş durak sonra, kadın inmek için hareketlendi, yer değiştirdik, cam kenarına geçtim, bende ineceğim durağa bakıyorum arada bir camdan dışarı bakıp, nerede olduğumu kendimce belirleyerek, çünkü nerde ineceğimi biliyorum ama durak adını tam olarak bilmiyorum.yaşlı kadın, ineceği otobüs durağını kaçırdı, meğer aynı durakta inecekmişiz, ben de çarşı içindeki durağı bilemedim, ineceğim durağı kaçırdım.. olsun bi sonraki durakta inerim, yürürüm, derken otobüs sağa kırdı direksiyonu.. kocaman bi yokuş, ineceğim durakla alakasız bi yer, ucunda kocaman yüksek binalar..
çarşı durağını kaçırdığımın o an daha da farkındayım, kısa saçlı yaşlı kadın yanıma geldi.. biz o sırada yokuş yukarı çıkıyoruz, arada otobüs şöförünün vites değiştirirken zorlandığını duyuyorum, garç garç ediyo..bu kadar dik yokuşa neden belediye otobüsü için güzergah koyarlar ki diye düşünürken; yokuş o kadar dik ki, otobüsün nasıl hala gidebildiğini aklım almıyor, bi an için otobüs yükünü taşıyamıyor, yaşlı kadın yanıma oturmaya çalışıyor, ama oturamıyor, otobüs ters döner gibi olup arkadaki aracın tepesine bindiriyor ama biz içerdekilere hiç bişey olmuyor, yandan devrilir gibi olup yine tekerlek üstü düzene dönüyoruz... yaşlı kadını tutmaya çalışırken, kimin araçtan ilk indiğini bilemiyorum. uyanıyorum o esnada.. yorulmuşum yine bi sürü, kalbim güm güm..ter içindeyim..*
oldum olası dik yokuşları sevmem, gerilirim..
fulya'dan ortaklar caddesine çıkan carrefursa yanında bi dik yokuş vardır, ordan her taksiyle geçişte gerilirim ben..bilenler bilir. his o his..
neyse efenim yine perşembe gecesi bitmek üzere, yarın cuma.. tüm gün yoğunum..
eve gelipte uyayabileceğim saati iple çekmekteyim. (eğlence adına içinde bi gram bişey yok, hep iş hep iş..)
şu an halat yarışına koysanız, Fırat'dan sonra en birinci ikinci ben olarım o derece..
yorgunum..
önce bedenen..
sonra...
p.s:* bugün yatak odasındaki kaloriferi kapadım, artık ter içinde uyanmıcam, deli rüyalar görebilirim ayrı.. buraya sadece yazılabilecek olanları yazıyorum, anladın sen. :PP
p.s2: galiba rüyamdaki kısa saçlı yaşlı kadın bendim..çünkü yanına oturduğumda, o da hep camdan dışarı bakıyordu..
20110427
hoşgeldin şeker
şu an, dün gece olanlardan sonra, son zamanlarda yaşadıklarımı, en genelinden basitine doğru düşününce, "ohaa be lannn, ohaaaa, çüşş , aaaa" oluyorum..
dünkü o komik- trajedik ve alakasız tesadüf, pişmiş tavuğun başına gelmezdi ama benim başımageldi..
çüş dedirten an, o an'dı yine, alakasız bi zamandaydı..
aklım başıma geldi, getirildi..(içses: umarım yarın bunu unutmam.)
bazı şeyleri o an yaşarken yerin dibine geçesim geliyo ama sonradan böyle anlatınca çok komik oluyo, eğleniyorum. Götümle gülüyorum hatta..ama “real time” dedikleri o anda, oh may gott! (Bülent ersoy’un söyleyiş edasıyla.)
neyse “ben normale döndüm”* şu saçmasapanlıklar silsilesinde, çok güzel şeyler de yaptım, çok kötü şeyler de..çok güzel şeyler de yaşadım, çok kötü şeyler de..anlatıcam nasolsa sonra..
tüm bunların neticesinde "ben benim için özelim" lafımı hatırladım, hatırlattım kendime..
unutmuşum..
ama bazen geçte olabiliyor, "keşke şunu yapmasaydım ya da yaşamasaydım" cümlesini kullanınca..
o zamanda savunma mekanizması giriyo devreye, "daha önce böyle bişeyi deneyimlemedin, test ettin onayladın ya da onaylamadın, yaşamadan bilemezdin.."
o öyle bi kendini kandırışlar, vs. vs..
“minareyi gören kılıfını hazırlarmış”, benimki minare kıçıma kaçtıktan sonra devre giriyo, onu da belirteyim..
yaşadım da noldu; gördüm yine ebeminkini..görmesemde olarmış.
üzüntü sonrası hissedilen şey karanlık, ebeminki de..
“ben normale döndüm”* deyip duruyorum sürekli, duruyorum da Bülent abi’den “hıımm nedir ki normalşarkısı” kulağımda çınlıyor..
şimdinin öncesinde, öncesinin öncesinde, belki de onun öncesinde; anormal olan durum neydi de ben şimdilerde sürekli bu cümleyi kullanıyorums?
İşin kötüsü sürekli böyle dediğim için kendi kendimden kıllanır oldums..anormal durum çünkü..hissediyorum..
kızıyorum kendime, zihnimdeki kelimeleri dillendirdiğim için..
Bence de’ye bi dönem ara vermeyi düşünürken, blogspot’a yurdum yetkili mercileri tarafından konan yasak işime geldi doğrusu.. doğruya doğru bende yalan yok..yalan söyleyeni de hiç sevmem..
haa iyi bişey mi yasak tabiî ki, değil..fekat bana iyi geldi.. dns ayarlarına bile bulaşmadım, bilerek ve isteyerek, ara verdim..iyi de oldu..oh miss..
Tumblr 'a bulaşayım dedim, “sacura görmek istiyorum ben” dedikten ve bi foto koyduktan bikaç saat sonra o koca deprem faciasını öğrenince, dumur oldum, kendimi lanetli gibi hissettim. Sonra yazmadım..
Bence de’ye yazmaya ara verdim, defterlere yazmaya ara verdim, kağıtlara not almaya ara verdim, mesajlara ara verdim ama yine her şeyi biriktirdim; konser biletleri, tiyatro biletleri, bazen ortak yapılan bi alışveriş sonrası bi fiş, bazen yenilen bi sandviçin kağıdının küçücük bi parçası.
Tüm o parçalar, baktığımda bana her şeyi hatırlatıyolar..
sadece bana tabiî ki.
yoksa sen baksan, sana, üstünde yazdığından başka bişey ifade etmez..biliyorum.. (bunu yazarken seni yazdığım şeylerin içine çekip, sonrasında aslında bi o kadar da dışarıda olduğunu hatırlatmak için yazdım. Kapiş, sevgili okuyucu.)
yeni türkü'nün çember şarkısı senin için geliyore..
yazcam ben bunla ilgili bişiler de..
ee ben hoşgeldim bence de'ye, yine yeni yeniden..
dünkü o komik- trajedik ve alakasız tesadüf, pişmiş tavuğun başına gelmezdi ama benim başımageldi..
çüş dedirten an, o an'dı yine, alakasız bi zamandaydı..
aklım başıma geldi, getirildi..(içses: umarım yarın bunu unutmam.)
bazı şeyleri o an yaşarken yerin dibine geçesim geliyo ama sonradan böyle anlatınca çok komik oluyo, eğleniyorum. Götümle gülüyorum hatta..ama “real time” dedikleri o anda, oh may gott! (Bülent ersoy’un söyleyiş edasıyla.)
neyse “ben normale döndüm”* şu saçmasapanlıklar silsilesinde, çok güzel şeyler de yaptım, çok kötü şeyler de..çok güzel şeyler de yaşadım, çok kötü şeyler de..anlatıcam nasolsa sonra..
tüm bunların neticesinde "ben benim için özelim" lafımı hatırladım, hatırlattım kendime..
unutmuşum..
ama bazen geçte olabiliyor, "keşke şunu yapmasaydım ya da yaşamasaydım" cümlesini kullanınca..
o zamanda savunma mekanizması giriyo devreye, "daha önce böyle bişeyi deneyimlemedin, test ettin onayladın ya da onaylamadın, yaşamadan bilemezdin.."
o öyle bi kendini kandırışlar, vs. vs..
“minareyi gören kılıfını hazırlarmış”, benimki minare kıçıma kaçtıktan sonra devre giriyo, onu da belirteyim..
yaşadım da noldu; gördüm yine ebeminkini..görmesemde olarmış.
üzüntü sonrası hissedilen şey karanlık, ebeminki de..
“ben normale döndüm”* deyip duruyorum sürekli, duruyorum da Bülent abi’den “hıımm nedir ki normalşarkısı” kulağımda çınlıyor..
şimdinin öncesinde, öncesinin öncesinde, belki de onun öncesinde; anormal olan durum neydi de ben şimdilerde sürekli bu cümleyi kullanıyorums?
İşin kötüsü sürekli böyle dediğim için kendi kendimden kıllanır oldums..anormal durum çünkü..hissediyorum..
kızıyorum kendime, zihnimdeki kelimeleri dillendirdiğim için..
Bence de’ye bi dönem ara vermeyi düşünürken, blogspot’a yurdum yetkili mercileri tarafından konan yasak işime geldi doğrusu.. doğruya doğru bende yalan yok..yalan söyleyeni de hiç sevmem..
haa iyi bişey mi yasak tabiî ki, değil..fekat bana iyi geldi.. dns ayarlarına bile bulaşmadım, bilerek ve isteyerek, ara verdim..iyi de oldu..oh miss..
Tumblr 'a bulaşayım dedim, “sacura görmek istiyorum ben” dedikten ve bi foto koyduktan bikaç saat sonra o koca deprem faciasını öğrenince, dumur oldum, kendimi lanetli gibi hissettim. Sonra yazmadım..
Bence de’ye yazmaya ara verdim, defterlere yazmaya ara verdim, kağıtlara not almaya ara verdim, mesajlara ara verdim ama yine her şeyi biriktirdim; konser biletleri, tiyatro biletleri, bazen ortak yapılan bi alışveriş sonrası bi fiş, bazen yenilen bi sandviçin kağıdının küçücük bi parçası.
Tüm o parçalar, baktığımda bana her şeyi hatırlatıyolar..
sadece bana tabiî ki.
yoksa sen baksan, sana, üstünde yazdığından başka bişey ifade etmez..biliyorum.. (bunu yazarken seni yazdığım şeylerin içine çekip, sonrasında aslında bi o kadar da dışarıda olduğunu hatırlatmak için yazdım. Kapiş, sevgili okuyucu.)
yeni türkü'nün çember şarkısı senin için geliyore..
yazcam ben bunla ilgili bişiler de..
ee ben hoşgeldim bence de'ye, yine yeni yeniden..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)