Pazartesinin aksine bugün herşey tıkırında gitti, nedendir bilinmez..
Bir yıldır oturduğum yeni evimde oturmuyor gözükürken yaşadığım “velkamdıcangıl” modundan bugün, elimde kapı gibi yeni tarihli ve adıma kayıtlı adresli Telekom faturamla kaydımı yaptırmaya gittim, yine yeni yeniden.
Pazartesi azaptı.
Devlet dairesinde ya da resmiyet gerektiren her nerde işiniz varsa Pazartesi gitmeyin.. sakın ha..benden söylemesi.
Bugün “bir” saatte bitti işim ve bugün, günlerden Çarşamba.
Memure –pek suratsız ve çikolata sevmeyen-kadın* kaydımı yaptı, nüfus cüzdanı fotokopisi istedi en acelesinden, 4.katta fotokopi varmış.
Gittim yürüme ritmimi bozmadan.
ben bu adres kaydını yeni nüfus cüzdanımı almak için yapıyorum ama adres için nüfus idaresine eskisini veriyorum nası bişi bu yahu, diye diye içsesle konuşurken, adım adım merdivenleri çıktım.
Eskiden olsa ikişer ikişer çıkardım.**
Fotokopi çeken çaycıdan ki onlar kendi aralarında konuşuyorlardı, kahvenin yanık kokusunun acayip pis bi kokusu*** olduğunu öğrendim. Meraklı bünye sordu “pardon ama kahve nasıl yanar” diye diye..
Yanan ocak üstüne cezve koymak suretiyle, içinede sudan önce kahveyi koyarsan, o su koyma esnasında kahveyi yakabiliyormuşsun..çaycılardan biri bunu yapmış, pis koku yüzünden müdürden zılgıtı yemiş..
Hımmm, dedim, bunca yıldır kahve yaparım, hiç başıma gelmedi..
Bu gerekli ve gereksiz bilgi için adamlara teşekkür edip sonrasında iyi günler dileyip, fotokopiyi verdim en acelesinden beni bekleyen, iyi yürekli ama acayip suratsız memureye, işimi tamamladım..
Sonra saate yakın dakikalar boyunca süren Taksim yolculuğum başladı.
İstanbul’da o korkunç trafikte, “umarım bi gün işim ambulansa düşmez” dedim, dua ettim kendimce, kanırta kanırta kendine yol açmaya çalışan 112 ambulansını görünce..çok fena bişey.
Arada bissürü bişiler oldu.
Bissürü anlatcak detay, ayrıntı; en gerekli ve gereksizinden.
Şimdi sıkıldım.
Yazamıcam.
Kuledibi’nde kitap okudum, zaten Taksim’e geliş amacım buydu “oğluummm arada geçen süreçte bisürü şey olduuu, bilmiyosunnnnn”diye ağzımı yaya yayada konuşamıcam.
Yazmak uzun geldi ne kadar detay yaşadığımın farkına varınca, piiiiii..
kuledibinde her daim sade soda içen ben, birden orta şekerli türk kahvesi siparişi verdim.
Zaten sürekli orda olup bize bakan, geçen sefere kadar, bi kere bile sipariş haricinde konuşmadığım yüzü gülmeyen garsonda yoktu, merak ettimdi onu..sormadım ama..
Bi dahaki sefere. Belki, bugün izin günüydü felan..
Sesini duymayı sevdiğim bi kadını aradım, özlediğim için, oğlunun ilk vesikalık resmini çektirmişler, bi tanede kendime istedim.saklamalık. tee yıllar sonrasında oğluna göstermelik..
“anne ya, bi sustur şunu” dediydi bana.. vesikalıkla çarpıcam ağzına günü geldiğinde.
Sonra bi telefon..
Sessizden sesliye aldığım vakitler telimi..
Tesadüf.
Şunca yıllık hayatımda, hiç duymadığım bir ses..yeni.
bildik gibi..
Ama değil.
His, garip.
Kahve isteği belki çaycı muhabbetinden..
Kahve sonrası, her zamanki gibi sade soda, soğuk, şişe buz gibi, dokununca.
Rüzgar..
Üşüdüm..
Mekandan kalktım.
Sonra kulağımda
pass hediyesi ane brun, dolmuş durağına yürüdüm.
p.s.1*: Pazartesi günü “nası ya, nası ya” diye soru sorarken, cam zımbırtının arkasında bi hatun, benim memureye bayram çikolatası ikram ettiydi, almadıydı benim memure, “hayatta yemem, çikolatayı ağzıma koymam” diye diye, “bende keşke alsaydın, belki mutluluk hormonu sağlar; yüzün gülerdi” dedimdi içimden.
Çikolatanın öyle anlık bi etkisi olduğunu biliyorum, her ne kadar şişirme olsa da..
p.s.2**: galiba yaşlanıyorum..bi de okulda merdivenlerini ikişer ikişer çıkan örtmenlere veletler bi tuhaf bakıyolar, galiba onlardan ötürü kendimi sınırlıyorum.
p.s.3***: merak yine bünyede, evde denemeyi götüm yemiyo açıkcası. açık mekan ya da ev bulunca, ilk fırsatta..:)
p.s.4: deneysel takılma modunda kokuyu merak eden tekliflere açığız..açık hava olsun yeter.
p.s.5: patrick süskind-koku